İçerik Başlığı Sorgulama

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girin. Tek kelime kullanmanız önerilir.

Gidişat

Yazar: 
Sosyolog Hakan Yavuz
Yazının Yazıldığı Tarih: 
15 Ağustos 2010

Referandumda AKP “Evet”, CHP “Hayır” dese bile, aslında her iki parti, günümüzün en temel sorununda ortak payda da buluşmuştur.
Günümüzün temel sorunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığının devam edip etmeyeceği ve yaşadığımız toprakların Türkiye yani, “Türk Yurdu” olarak kalıp kalmayacağıdır. İşte her iki parti, söylemeleri farklı olsa da aynı noktada, yani küresel imparatorluğun milli devletimizi yok etme projesine hizmet etme noktasında buluşmuşlardır.
Her iki parti, Türk Kimliğine mesafeli durmakta, “Ne Mutlu Türk’üm” şiarını “ırkçı” bir söylem olarak değerlendirmektedir. Yaşadığımız tüm sorunların kırılma noktası burasıdır ve her iki parti bu konuda paydaştır.

Haydi Bastır Kılıçdaroğlu! Herşey İyi Gidiyor!

 

Recep bey öfkeli..
Recep bey kaygılı,
Recep bey telaşta...
Yüce divana gitmenin telaşında..
Konuşmaları ele veriyor Recep Bey’i...
Medet arıyor.. Menderesten..
Mevlana’dan, Dadaloğlu’dan, Özal’dan..
12 Mart’tan, 12 Eylül mağdurlarından..
Yeni bir 28 Şubat’ı, çok bekledi, ordudan;
Olmadı, oysa memnundu mağduru oynamaktan..
Ergenekon, Balyoz, Kafes, Eldiven, Ayışığı daha bilmem ne bela,
Darbeler planından, ne yazık ki, bir muhtıra çıkmadı!...
Gözyaşı döküyor Recep Bey.. Medet umduklarına sığınıp!..
Dökülen gözyaşı, asılanlara değil,
Asılanların gösterdiği metanete hiç değil!..
Zinhar yanlış anlaşılması!..
Dilenci gözyaşlarıdır, ailecek salya sümük dökülen.. 
Senden zengindir amma;
Yalvarır-yakarır, gerekirse ağlar, ister senden dilenci!..
Verirsen iyi olursun, vermezsen, öfkeye, bedduaya garkolursun,
Birgün bakmışsın, Ergenekon’a ortak olmuşsun,
Kendini Silivri’de bulursun!..

Son 50 Yıla Damga Vurmuş Bir İsim: Deniz Baykal

Yazar: 
Ozan ÖMERCİ

Cumhuriyetimizin ikinci adamı İsmet İnönü’nün genel başkanlığını genç Bülent Ecevit karşısında koruyamadığı 6 Mayıs 1972 tarihli Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı’ndan tam 38 yıl sonra, 6 Mayıs 2010 tarihinde Haber Vaktim adlı Vakit gazetesinin internet sitesine yüklenen bir videoda, CHP Ankara Milletvekili ve eski özel kalem müdürü Nesrin Baytok’la özel görüntülerinin yer aldığı iddia edilen Deniz Baykal; 50 yıla yaklaşan siyasal hayatında belki de Başbakanlığa en yakın olduğu bir dönemde CHP liderliğine veda etmek zorunda kaldı. Her ne kadar yurtiçinde yaptığı çeşitli gezilerle siyasal mesajlar vermeye devam eden Baykal, siyasal kariyerinin sona ermediğini göstermeye çalışsa da, yasadışı şekillerde elde edilip, ortaya çıkarılan bu skandal kasedi sonrası Baykal’ın siyasal kariyeri Başbakanlık göremeden bitecekmiş gibi gözüküyor. Bu yazıda siyasal hayatına böyle talihsiz bir şekilde nokta koyan deneyimli siyasetçi Deniz Baykal’ın hayatını ve siyasal kariyerini değerlendirmeye çalışacağım. <?xml:namespace prefix = o />

Türbana Karşı Dokunulmazlık - 3

 

 
Değerli okuyucular, bu konuda ve bu önerimde ısrar etme sebeplerim de, referanduma yaklaştıkça ateşlenen siyasi bir ortamda ve evet oylarının önde gittiğini düşünerek haklı olduğum kanısındayım. Karşınızda sizin her hamlenize, istediği gibi karşılık veren riyakarca, yalan-yanlış bilgiler ve din sömürüsü ile kandırılmış yığınların desteklediği bir siyasi anlayış mevcut. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, ekonomik rakamlar üzerinde oynamalar, İsrail ve ABD  ile yapılan danışıklı kavgalar, referandumun 12 Eylül hesaplaşması gibi gösterilmesi, Ergenekon gibi cezalar verilmeden tutukluluğa dönüşen mahkemeler varken demokrasi çığırtkanlıkları gibi örnekler, böyle bir zihniyetin Fazıl Say’ın dediği gibi, siyasete de arabesk yavşaklığının yansımasından başka bir şey değildir.
 
Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği ‘havuzlu villa’ konusunda dahi, AKP yöneticilerinin nasıl demagoji yaptığını hep birlikte görmekteyiz. Tartışmaları asıl mecrasından uzaklaştırarak, Kılıçdaroğlu’nun bitmemiş kooperatif evine ya da villasına adı her neyse ve son olarak R.Tayyip Erdoğan’ın o villalarda kira da olmasına kadar, o villaların nasıl edinildiği konusu yerine, büyüklüğüne küçüklüğüne getirdiler ki o villaların arsasını, Tayyip Erdoğan daha önce yaptığı mal beyanlarında kendisine ait olduğunu göstermesine rağmen…

 

Ermeni Sevk ve İskanı

Yazar: 
VURAL GÜNDÜZ
Yazının Yazıldığı Tarih: 
14.08.2010

 
Ermeni soykırımı iddiaları, ciddi manada bütün Türk milletini rahatsız etmektedir. Soykırım iddialarında bulunanlar, Ermenilerin toplu bir katliama maruz bırakıldığını açıkça belirten bir kaynağa dayanmadıkları gibi Osmanlı Devletinin böyle bir emir verdiğini somut bir belge ortaya koyamamaktadırlar.

Osmanlı Devletinin tebaasına sağladığı imkanlardan gayrimüslümler içinden en çok faydalanarak “Tebaa-ı Sadıka ” konumunda rahat bir ortama kavuşan Ermeniler, batılı dostlarının vaatlerine kanıp isyan ederek Türk toplumundan koparılmaya başlandı. Kafkasya kökenli komitecilerin yönetiminde Doğu Anadolu’da başlatılan ve başkent İstanbul’a kadar getirilen Ermeni isyan hareketleri geri dönüşü olmayan Türk soykırımını da beraberinde getirmiştir.

Kimliksel Hareketler ve Türkiye Cumhuriyeti

Yazar: 
Aziz Karayel
Yazının Yazıldığı Tarih: 
14.08.2010

 

 
Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren kendisine iki düşman belirlemişti. Bunlar Siyasal İslamcılık ve Kürtçülüktü. Dönemsel olarak komünizm ve sol da bu düşmanlar arasında girdiyse de Sovyetlerin yıkılışıyla gündemden düşmüştür.
 
Devlet, Siyasal İslamcılıkla inişli çıkışlı bir ilişki yaşamış, zaman zaman sarmaş dolaş olmuş, zaman zaman da tokatlamıştır. (Ör:12 Eylül,28 Şubat). Ancak Kürtçü akımlara karşı devletin tavrı her zaman netti ve bu akımları şiddetle bastırma yoluna gitti. Komünizm ve sol gibi sınıfsal hareketlere de aynı şekilde her zaman şiddetle bastırma yoluna gitmiştir. Ancak günümüzdeki tabloya bakınca karşımıza çıkan şuydu:Kimlikse hareketler gerek siyasal İslamcılık, gerek Kürtçülük bu tür şiddetle bastırma yolları karşısında bitmemiş, aksine daha da büyüyüp radikalleşmiştir. Sınıfsal bir hareket olan komünizm karşısında devletin bu yöntemi başarılı olmuştur.

 

Bizi Soykırımla Suçlayanlar Aynalarla Küs mü?

Yazar: 
VURAL GÜNDÜZ
Yazının Yazıldığı Tarih: 
14..08.2010

 
Toplum olarak ne zaman kendimiz olmayı becerirsek o zaman dünya toplumları içerisinde bir yer ediniriz. Günün moda değimi ile küreselleşme denen fakat güçlü devletlerin tekelinde bulunan ekonomik sosyal ve kültürel güç, kaderine terk edilmiş toplumların her geçen gün daha kötüye gitmesine neden oluyor. Böl, parçala ve yönet anlayışı özellikle bizim gibi coğrafyaya sahip ülkeler için uygulanmaya başlanmış, her geçen gün bunu biraz daha cüretle yapan medeni ülkeyim diye geçinen ülkelerin temel stratejisi olmuştur. Batılı güçlü ülkeler artık aynasız diye tabir edilen olayın aymaz bir örneğini göstermekteler. Kendi ülkelerinde olanları görmezden gelip başka ülkelerin içişlerine demokrasi söylemi içerisinde karışmaktadırlar.

Ben-Merkezci Ayrışma ve Birleşme Zorunluluğu...

 
Bugünün siyasi gündemin en önemli maddesi nedir?
Bittabi, referandum.

Yerele bakıyoruz: Referandumda “Hayır” diyecek olan siyasi partiler tabanda birlikte çalışabiliyorlar mı?..

- Hayır!..

Genele bakıyoruz: Durum biraz daha farklı. Ancak, ulusal ölçekte bir cephe çalışması başlatılabiliyor mu?

- Hayır!..

Faili Meçhuller Devlet Politikasıydı

 
Bu sözleri geçtiğimiz hafta Emekli Oramiral Atilla Kıyat’tan duyduk. Atilla Kıyat bunu dile getirirken faili meçhulleri yalnızca güneydoğu ile sınırlandırmamış olsa da medya ve hükümete yakın kesimler sözleri buna indirgedi. Türkiye 90’lı yıllarda ve öncesiyle birlikte 17.000 insanını faili meçhullere kurban verdi.Kimi İstanbul’dan kimi Diyarbakır’dan. Kimi yazar, gazeteci kimi ise esnaf. Cumhuriyet’in kuruluş dinamiklerini ve temellerini bilmeden bu faili meçhulleri yorumlamak ise sakat sonuçlara neden olabilir.


Eyüboğlu Rahmi Bedri Sağ Olsaydı…


 
Ekonominizi, tarımınızı, sanayinizi, savunmanızı yabancıların emir ve talimatlarına terk edeceksiniz.

Kıbrıs’taki, Ege Kıta Sahanlığındaki ulusal hedef ve çıkarlarından vazgeçeceksiniz.
Türkiye Cumhuriyeti “vatandaşlığı” esasını terk edip, ülkendeki tüm etnik farklılıkların altını kalın hatlarla çizip, bu farklılıklar temelinde “ayrı kültürler”in semirmesini gıdıklayacaksınız...

Birliğinizi, beraberliğinizi ve ulusal bütünlüğünüzü unutup, farklı kültürler alt başlığı altında bölüneceksiniz, bölüneceksiniz, bölüneceksiniz...

Güneydoğu’da Kürt, Kuzeydoğu’da Laz, Düzce Adapazarı, Çerkez, sonra Pomak, sonra Gürcü, sonra, Aphaz, sonra Roman, sonra Rum, sonra Ermeni, sonra... Ve sonra hiçbir şey olacaksınız!..
İçeriği paylaş