Bilim/Kuramsal
Birçok paradigmanın ortasına sıkıştırılan Türkiye’de, tarih geçmişten ders almak yerine geçmişe ders vermek şeklinde devam ediyor.
Siyaseten birçok kavramı tartışmaya açabiliriz. Nitekim bu satırların yazarı demokrasi diye bir kavramın önüne ardına bir sözcük konmasını hiçbir zaman doğru bulmadı.
Çok partili sisteme geçtiğimizden bugüne, sandıktan tek başına iktidar gücünü çıkaran iradelerin ortak hayali Başkanlık sistemiyle idare etmek oldu. Turgut Özal’la başlayan bu istenç, günümüzde AKP ile devam ediyor.
Değerli hocamız Server Tanilli’nin aziz hatırasına…
Eğitim, en temel anlamda bireyde istenilen davranış değişikliği yaratma sürecine verilen addır. Davranış değişikliği yaratmadaki kasıt bireyin yeteneklerini aldığı öğretim doğrultusunda en üst derecede kullanması ve sosyal çevreye uyum sağlamasıdır. Eğitim ve öğretim sürekli yan yana kullanılan ve birbirine karıştırılan kavramlardır.
Farklı etnik gruplar arasındaki uçurumların arttığı ve bunun sonuçlarının gittikçe ağırlaştığı günümüz dünyasında çeşitli akımların uzantısı haline gelen söylemleri ve bunun neticesinde işlenen suçları ifade eden nefret söylemi ve nefret suçlarının ortaya çıkışı aslında uzun zaman öncesine dayanmamaktadır.
Son olarak yazdığımız Felsefe ve Masanın Altında adlı yazımızın ilk kısmına belli bir tepki aldığımız ortadadır. Aslında yazıdan öte bu yazının yorum kısmında açılan verimli bir tartışma kapısından girmiş olmak beni daha çok mutlu etti. Yazıda temel olarak günümüzde teorinin pratiğe oranla bir adım önde olması gerektiğini belirttim. Bunu da Fransız filozof Alain Badiou’nun yaptığı önemli bir tespitle birleştirdim.
Bundan otuz yıl kadar önce, Maraş’ta ve Çorum’da, emperyalizmin, çok sonraları Susurluk’ta açığa çıkan yerli ajanları eli ile, Alevi nüfusa karşı toplu kıyımla sonuçlanacak kanlı bir kışkırtma operasyonu yaşanmıştı; Çorum’daki tanıklarından Arap Tokmak’ın adında, Kuyucu Murat ve Hızır Paşa zulmünden Ebussuud Efendi fetvalarına, oradan Aralık1978 Maraş’ına ve Mayıs 1980 Çorum’una ve nihayet 2 Temmuz Sıvası’na dek, yüzyıllar boyunca “acıyı bal eyleyenler” in anılarına saygıyla..
Sosyoloji biliminin bir kavram çıktısı olan Sosyal Sermaye (Social Capital), 21. Yüzyılda üzerine en çok çalışma yapılan ve aydınlatılması için en çok çaba gösterilen bir algı düzenidir.
Doktorlar üzerine yazmayı kendime görev sayıyorum. Doktor nedir? Önce bunu sormak istiyorum. Tolstoy, Savaş ve Barış adlı eserinde birçok defa hastalıktan dolayı acı çeken kahramanlarının yanında doktor tipolojisini de kullanmıştır doğal olarak. Çizdiği tipolojide bir doktor esasında hiç birimizden fazlasını yapamayacak olan biridir ve mucize göstermesi istenen bir yapıda değildir.
Peter Singer’ın, etiğin biyolojik temelini konu alan kitabında hararetle savunduğu gibi, “insanlar, toplumsal hayvanlardır ve bizler daha insan olmadan önce toplumsaldık.”[1] İnsanoğlu ilkel şartlarda yaşadığı zamanlarda dahi daima toplumsal bir varlık olmuştur. Sayıları kalabalıklaştıkça birbirleriyle ilişki kurma gereksinimleri artmış,
Harf Devrimi Atatürk’ün “kültür devrimleri” diye adlandırdığımız bir dizi devrimin bel kemiğini oluşturuyor. Bel kemiği diyorum çünkü Kurtuluş Savaşı ve sonrasından gelen aydınlanma hareketinin cumhuriyet başta olmak üzere yeni kuşaklara anlatılması, aktarılması gerekiyordu. Fakat okur-yazarlık oranının yok denecek kadar az olması nedeniyle ve var olan köhnemiş sistemle bu olanaksızdı.