Eko-Finans
Günlerdir yerli otomobil konusu gündemde. Bildiğiniz gibi yerli otomobilin TOFAŞ’da üretilmesine karar verildi. TOFAŞ zaten fabrikasında ürettiği tüm modelleri neredeyse yerli üretiyordu. Sadece motorlar İtalya’dan geliyordu. Bir de tabii ki isim hakkı FİAT’a aitti. Yani anlayacağınız aslında TOFAŞ yıllardır yerli otomobil yapıyordu. Sadece motorlar ve isim hakkı dolayısıyla fabrikadan çıkan otomobillere FİAT markası veriliyordu.
Euro, AB üyesi 11 ülke tarafından 1 Ocak 1999'da Avrupa’da “Tek Para Birimi, Tek Faiz Oranı” geçerli olacaktır iddiasıyla yaratıldı.
Euro Bölgesine girmek için bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 3'ünü aşmaması ve kamu kesimi borçluluk oranının yüzde 60'ı geçmemesi ön koşul.
Yazının Yazıldığı Tarih:
21.08.2011
Ölçeği, büyüklüğü ne olursa olsun insanların birlikte yaşadığı topluluklarda bazı temel kurallar, o toplumun bireylerinin öz mutluluğu, birlik ve dayanışması, birlikte yaşama isteği, huzuru için bazı asgari müştereklere, ortak inanç ve hedeflere ihtiyaç vardır. Bunlardan bazıları adalet, hak, hukuk, barış, saygı, ahlak-etik gibi evrensel kavram ve kurumlardır.

Başbakan Erdoğan: “Bizden önce iktidarda kimler vardı; DSP-MHP-ANAP vardı. Gittiler IMF'ye borçlandılar, 30 milyar dolar borç aldılar, bize 23.5 milyar dolar borç ile devrettiler. 23.5 milyar dolar borcu biz nereye düşürdük biliyor musunuz? 5.5 milyar dolara düşürdük. Onlar borçlandı, biz ödedik. Onların pisliklerini biz temizliyoruz biz...” demiş. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17224667.asp?gid=373 )
30-23.5=6.5 milyar doları krizi yaşamış bir koalisyon hükümeti ödemiş 1 yıl içinde başbakanımızın beyanından bunu anlıyorum.
Bilinen ise; “1999 sonunda DSP-ANAP-MHP hükümeti IMF'den 4 milyar dolar alarak 17. stand by anlaşmasını yapmıştı. Cari açığın hızla artmasıyla 18 Ocak 2002'deki yeni niyet mektubuyla 19,8 milyar dolar ek borçlanarak 18. stand by gerçekleştirildi. IMF programıyla kriz sürecinden kurtulmak amaçlanıyordu.”

Osmanlı Devleti, batılı devletlerin gerçekleştirdiği reformları gerçekleştirememesi, batının pazarı olması, üretimde ilkel yöntemlerin kullanılması ve kapitülasyonlar sebebiyle batının hegemonyası altına girmişti. Bunun yanında Osmanlı Devleti’nin katıldığı savaşlar zaten çökmüş bir ekonomiyi iyice yerin dibine sokmuştu. 1915 yılında İstanbul ve Anadolu’da büyük işletme sayılan 585 işyerinde, 30.000 sanayi işçisi çalışmaktaydı. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu ekonomik anlamda kendi kendine yetebilmekten uzak kalmıştır. Çünkü sanayi kuruluşlarının kapasitesi küçük, işçi sayısı az ve üretilen ürünlerin kalitesi de düşüktür.
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde ülkeye gelen yabancı sermaye genelde bankacılık, sigortacılık gibi hizmetler sektörü başta olmak üzere ulaştırma, elektrik gibi alt yapı yatırımlarını gerçekleştirmeye yöneliktir. 0 dönemde yatırımların bir kısmını finanse edebilmek için "Devlet garantili tahvil”ler çıkarılmış, Avrupa sermaye piyasalarında satışa sunulmuş ve elde edilen bu borçlar ancak devletin cari harcamalarını karşılayabilmiştir.
2002, 2003 ve 2004 Annan Planı yıllarında Kıbrıslı Türklerin üzerinde oynanan oyunlar gene tezgaha kondu.
Piyasaya çirkin insanlar çıktı ve gene aynı yöntemler uygulamaya konmaya çalışılıyor.
Annan Planı döneminde anavatan Türkiye ile bağlarımızın zayıflatılması veya koparılması için elden gelen yapılmıştı.
Türkiye düşmanlığını yaymak için her yol denenmişti.
Herkes Wikileaks’ın yayınladığı gizli bilgiler konusunda bir şeyler yazıyor ve bu yazılar halkımızı oldukça bilgilendiriyor. Hele ki www.politikadergisi.com adresinde yazılan yazılar tam anlamıyla okuyucunun ufkunu genişletiyor, olaylara farklı bakış açılarından bakmamızı sağlıyor. O yüzden bu makalem, bunu yap(a)mayanlar hakkında olacak...
Wikileaks, gizli belgeleri ilk yayınlamaya başladığı ilk günü belgeler arasında Başbakan Tayyip Erdoğan’a atfen “Atatürk’e benzetildi” başlığı, tüm medyada yer bulmuştu. Hatta görevi gazetecilik değil de Başbakan’ı övmek olan ve bu durum karşısında gaza gelen yazarlar “Gurur Duydum” gibilerinden köşe yazıları yazmışlardı...
Son haftalarda yaşanan ipotekli ve üzerinde evlerin bulunduğu arazilerin satışı beni gerçekten de çok etkiledi.
İnsanların hayat boyu çalışıp biriktirdikleri para ile satın aldıkları evlerinin bir başka şahsın veya şirketin hatası veya borcunu ödememesi nedeni ile üçüncü bir kişi veya şirket tarafından ellerinden alınması bana ters geliyor.
Doğrusu da kabullenemiyorum.
Kabullenemediğim de araziyi alan kişinin, arazinin üstünde diye evleri de sahiplenmesi.
Küresel krizin yarattığı şok ile birlikte özellikle gelişmiş ülkeler (G-7) hızlı bir şekilde piyasalara müdahale ettiler. G-7 ülkelerinde krizin etkilerinin hafifletilmesine yönelik yapılan müdahaleler birkaç başlık altında toplanabilir. Bunlar:
- Bankaların kamulaştırılması
- Zehirli varlıkların (toxic assets) satın alınması
- Kamu harcamalarının (yatırımların) artırılması
2008 yılının sonlarına doğru yoğunluğunu hissettiren küresel mali kriz, 2009’u tümden bir kriz yılı temeline bırakmıştır.