Güncel
Memlekette, ciddi manada siyasi iradeye alternatif olacak, güçlü ve etkili bir muhalefete ihtiyaç vardır. Ama, zahirde vaziyeti kurtaran bir muhalefete değil; iktidara yürüyecek bir muhalefete, yoksa, ülkemiz, 2023 yolculuğunu Adalet ve Kalkınma Partisi ile yapmak zorunda ve durumunda bırakılır. Ha, millet bundan rahatsız olur mu? O da ayrı bir mesele...
Birçok paradigmanın ortasına sıkıştırılan Türkiye’de, tarih geçmişten ders almak yerine geçmişe ders vermek şeklinde devam ediyor.
Siyaseten birçok kavramı tartışmaya açabiliriz. Nitekim bu satırların yazarı demokrasi diye bir kavramın önüne ardına bir sözcük konmasını hiçbir zaman doğru bulmadı.
Tamam, dindar nesil yetişsin, hatta hepimiz koyu birer dindar olalım, namazımız niyazımız bir olsun, oruçsuz günümüz geçmesin, camilerden çıkmayalım.
İyi, güzel de…
Tüm bunlar olurken, insan, “ya diğerleri” diye sormaz mı?
Çok partili sisteme geçtiğimizden bugüne, sandıktan tek başına iktidar gücünü çıkaran iradelerin ortak hayali Başkanlık sistemiyle idare etmek oldu. Turgut Özal’la başlayan bu istenç, günümüzde AKP ile devam ediyor.
Yazının Yazıldığı Tarih:
29/01/2012
Türkiye'de ''aydın'' olmanın bedeli çok ağırdır.Osmanlı'dan bu yana, çok zorlu koşullarda yetişen; hatta kendi kendilerini yetiştiren az sayıdaki aydınımıza reva görülenler, ülke olarak demokrasiyi ne kadar içselleştirebildiğimizi de göstermektedir.
Günlerdir yerli otomobil konusu gündemde. Bildiğiniz gibi yerli otomobilin TOFAŞ’da üretilmesine karar verildi. TOFAŞ zaten fabrikasında ürettiği tüm modelleri neredeyse yerli üretiyordu. Sadece motorlar İtalya’dan geliyordu. Bir de tabii ki isim hakkı FİAT’a aitti. Yani anlayacağınız aslında TOFAŞ yıllardır yerli otomobil yapıyordu. Sadece motorlar ve isim hakkı dolayısıyla fabrikadan çıkan otomobillere FİAT markası veriliyordu.
Haspolat Bölgesindeki 200 dönüm arazinin Vakıflar İdaresi tarafından, açık adı Kıbrıs İlim, Ahlak ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı (KİSAV) olan bir kuruma kiralanması üzerine birçok sözler söylendi, yazılar yazıldı. Sanırım bu dünya güzeli küçücük ülkemizde sorun çıkarmak günümüzün modası oldu. KKTC’ye yatırımcı gelsin, yatırım yapsın diye çalmadık kapı, dile getirmedik rica bırakmayız ama birileri çıkıp gelince, kendisini bıktırır, çekip gitmesi için her tür yolu deneriz.
Saygı değer dostlarım ve silah arkadaşlarım , artık okuduğunuz gazeteler, üdergiler, seyrettirilen televizyon programları, bizlere en yakın gizli düşmanlardır. Bu böyle biline…
Bilmem farkında mısınız, küresel devin kontrolünde olan Milli Güç Unsurlarımızdan (MGU) biride Medyamızdır. Dünya devince bu güce hakimiyet birinci önceliktedir.
Bir milletin, liderini devriliş biçimi bile o milletin karakterine dair bir işaret.
Hatırlayın, Libya lideri Kaddafi ‘pata küte’ devrildi. Çoğu muhalif ne olduğunu, niçin saldırdığını bilmeden hedef seçti rahmetliyi.
Dış güçlerin oyununa geldi hepsi.
Bir soru ile başlayalım. Batının gözünde Türkiye nedir? Bizi seviyorlar mı? Bize saygı duyuyorlar mı?
Bu sorulara kendimizi kandırmadan, dürüst bir şekilde cevap verelim.
Gerçi “cevap verelim” diyoruz da verebiliyor muyuz? Buna yüreğimiz yetiyor mu?