İçeriklere Git

ACİL DEMOKRASİ

Aralık 10, 2009 Gönderen: Hakan KORUK

Yazıcı-dostu sürümSayfayı gönder..

ACİL DEMOKRASİ
Çok değil daha 45 gün önce Cumhuriyetin 81. yılını büyük bir coşkuyla kutladık. Ancak 81 yıllık cumhuriyet tarihinin en utanç verici günlerini de son günlerde hep birlikte yaşıyoruz.
Büyük ağabeyimiz Amerika için meclisten bir hışımla Amerikan askerlerinin kıçını toparlamak ve ayaklarını yıkamak için Obama ile görüşmeye giden BOP eşbaşkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile birlikte Amerikan işbirlikçilerinin bu kadar çok olması, Türk ulusuna, bu siyasetle artık cumhuriyetin 100. yılını kutlayamama tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu düşündürüyor…

Bunlar her fırsatta “Biz Anadolu’nun bağrından geldik” diyorlar. Gördük işte “Hasan ölsün, Hüseyin gömülsün” diyen Amerikancı siyasetlerini. Tokat Reşadiye’de meydana gelen terörist saldırıyı Amerika’dan gazetecilere değerlendiren BOP eş başkanı Erdoğan “Ne pahasına olursa olsun açılım süreci engellenemez” diyor… Bu arada da Türkiye’de 7 şehit asker Tokat İl Jandarma Alay Komutanlığından ailelerine gönderilmek üzere yola çıkarken tüm Tokat’lılar biz şehidimizi vermeyiz serzenişleri ile teröre olan kinini ve nefretini dile getirerek şehidini bağrına basıyor. Yine İstanbul’da Molotoflu bir saldırıda ağır yaralanan 17 yaşındaki Serap kardeşimiz çektiği acılara daha fazla dayanamayarak son nefesini veriyor.

Ülkenin birçok yerinde pkk yanlısı terörist grupların çeşitli saldırıları ile karşı karşıya kalan güvenlik güçleri ile halk Bulutsuzluk Özlemi’nin söylediği “Acil Demokrasi” parçasını içten içe seslendiriyor. Bir çok yerde küçücük çocukların taşlı sopalı eylemleri ile karşı karşıya kalan güvenlik güçleri, karşısındakilerin çocuk olması nedeniyle şaşkın ve adeta ne yapacağını bilemez halde. Bu çocukların eline bu Molotofları kimlerin aslında nasıl verdiği ortada ama bu kirli soğuk savaşın bir parçası haline getirilen çocukları yakaladıktan sonra ailelerine vermekten başka çaresi yok sanki bu devletin.

İçişleri Bakanı Atalay “ Çocuklarınıza sahip çıkın” diyor. İki dönemdir ve neredeyse 10 yıldır iktidar olanlar demokratik açılım demogojisi ile halkın önüne çıkarak kendilerince bir şirinlik maskesi takmışlar ülkenin yıllardır kanayan bir yarası haline gelen kürt sorununu sözde çözmek için girişimde bulunmuşlarsa da her nedense bu açılım sürecinde dikkat edilecek husus TOPRAK REFORMU nun seslendirilmeyişidir. Demokrasi, sosyal hak ve özgürlükler sadece belli bir zümreye gerekli olan bir araç değildir. Demokrasi bir araç değildir aslında ama sayın başbakan için demokrasi bir araç olduğundan olsa gerek demokrasiyi kendi menfaatleri ve Amerikanın istekleri doğrultusunda kullanmaktan asla çekinmiyor…

Bu arada ağzı salyalı kudurmuş itlerin mecliste sözcülüğünü yapan DTP, yapılan Molotoflu eylemlerin ve gösterilerin demokratik bir hak olduğunu iddia edip utanmadan kardeşlikten ve barıştan söz ediyor. Uzun süredir katillerinde BARIŞ dediği bu yalan demokrasi ve siyasi girişimlerin mecliste önünü açarak eli kolu bağlı bir aciziyet içinde sadece tavırları ve açıklamaları ile meclis içi muhalefet yaptıklarını düşünen MHP ve CHP’nin de bu durum karşısında konuşmaktan başka bir şey yapmadığını hatta halkı infiale ve bölünmeye sürükleyerek neredeyse Alevi-Sünni çatışmasını yeniden körükledikleri dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki partilerden gerçekten bir demokrasi beklemek mümkün görünmüyor…
Tokat’ta yapılan saldırıyı değerlendiren sözde stratejistler ( laf ağaları) kalıplaşmış ve kendilerine öğretilen cümleleri bir papağan gibi tekrar edip “bu kurşunlar demokratik açılıma ve kardeşliğe sıkılmıştır” dan başka bir cümle kurmuyorlar ve kurşunların karanlık bir güç tarafından sıkıldığını bu karanlık güçlerin kim veya kimler olduğu konusunda da Ergenekon davasının takip edilmesi gerektiğini söyleyiveriyorlar…
Ortada bir günah keçisi var nasılsa ama aklımızın almadığı yahu adamların alayı tutuklu zaten, bu adamlar gece yarısı İstanbul’da Tokat’a gelip heralde hadi bugün jandarma kuvvetlerine saldırı düzenleyelim dememişlerdir. Olayı aslında pkknın gerçekleştirdiği aşikar ancak pkk ben yaptım dese bu defa mecliste DTP zor duruma düşeceğinden olayı üstelenemiyor, durum böyle olunca da hazırda olan günah keçisi ve şamaroğlanının üzerine, yani sözde Ergenekon Terör Örgütünün üzerine suç bindiriliveriyor.

Aslında Gerçekte Bahsedilen Karanlık Güçler Kim veya Kimler?
Bu sorunun cevabı çok açık yani bugün bunu bir lise talebesine dahi sorsanız bilir.
Kimdir bu güç? Nato, Cia, Pentagon güdümündeki ABD ve içerde onların işbirlikçileri…Yani buradan şu sonuç çıkıyor, asıl terörist, teröriste yardım yataklık ederek onları her defasında Türk Ulusuna karşı ayaklandıran içerde ve dışarıda onları her defasında maddi ve manevi manada destekleyen Avrupa Birliği ile Amerika.

Afganistan meselesi…

“Biz üzerimize düşeni yaptık asker sayımızı 750 den 1750 sayısına çıkarttık” diyor yaptığı açıklamada Bop eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ama bir kapı aralığı bırakıyor diğer taraftan “Aman Amerika kanadı saldırıya geçmesin, sözlerim yanlış anlaşılmasın” tedirginliği içinde savaş alanında değil ama hizmet için birlik gönderebiliriz imasını da yapıveriyor birdenbire…

İran meselesi…
İran ile olan ilişkilerin uluslar arası anlaşmalar çerçevesinde yürütüleceğini ve BOP sürecinde İran’ın da tutumunu yumuşatması için Türkiye’nin arabuluculuk rolünü elinden geldiğince yapacağını süslü kelimelerle ifade eden BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran’ın Uranyum zenginleştirme girişimini tehlikeli olarak değerlendirirken Amerika ve İsrail’in Filistin Afganistan ve Irak’ta kimyasal bomba kullanmasına göz yummaya devam ediyor…

DTP’nin Kapatılma Davası…
Partinin kapatıldığı takdirde “Sine i Millet” e döneceklerini yani milletvekilliğinden istifa edip millete sığınacaklarını ifade eden Dtp’li vekiller milletin sinesinde boş bir mide gurultusu ile ne kadar duracaklarını neden düşünemiyorlar hayret ediyorum… Bir taraftan “Sine-i Millet” e döneceklerini ifade eden diğer taraftan tabanının dağa çıkıp pkkya destek vermelerini istediklerini söyleyen partinin yetkili salyalı ağızları kendilerinin apo ve pkk ile bütünleştirmenin yanlış olduğunu da ifade etmekten geri kalmıyorlar… Her defasında pkk sözde bayrakları ve posterleri ile gösteri ve miting yapmaktan çekinmeyen bu zavallı mahluklar ne pkkya yaranabiliyorlar nede Türkiye Cumhuriyetine…

Obama “Türkiye’ye dostum Erdoğan’a arkadaşım demek beni mutlu ediyor”
Obama’nın zenci olması ve tamda bugün Nobel barış ödüllü bir Amerikan savaşçısı olması nedeniyle Türkiye’nin heralde hanesine artı olarak düşen kredi notlarına aldanmayın. Kalemşörler ve bir takım sözde stratejist (Laf ebeleri) bu durumun dünya kamuoyunda yaratacağı etkiden falan filan fasaryasından bahsedecektir. Obama Ermenilerin derdine düşmüş. Bir an önce mecliste konunun değerlendirilip Ermenistan kapısının açılması noktasında girişimlerde bulunulmasını istiyor sayın Nobel barış ödüllü Amerikalı zenci sempatik Afganistan fatihi Ermenistan kahramanı yarı Müslüman yarı hristiyan zaman zaman Yahudi devlet başkanı sayın obama. Bizimkiler o ne derse zaten sadece Amerika’ ya
“ tamam” demek için gitmişler bir husumet ayrılık gayrılık yok yani…
O’nlarda ağız birliği etmişler bas bas bağırıyorlar baksanıza “ACİL DEMOKRASİ”…

Bu günlerde sık dinliyorum “ACİL DEMOKRASİ” tavsiye ederim…
nasıl bir demokrasi ise…

EkBoyut
atombombalariqq1.jpg 41.93 KB

Yorumlar

MEŞVERET

Aralık 11, 2009 Gönderen: Özkan BOSTANCI (doğrulanmadı), 2 yıl 8 hafta önce
Yorum No:1523

MEŞVERET

Milletimiz DEMOKRATİK bir hükümet tesis etmek sayesinde düşman ordularını imha etti. (5.2.1924)

(İDARE ŞEKLİMİZ), HAKİMİYET'i KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLET'in eline veren idaredir, dedim...

Hakikatte bugün DÜNYA yüzünde MİLLİ HAKİMİYET'i bu kadar kesin sağlayan, böyle açık belirten başka hiç bir idare yoktur!

Başka idareler ne kadar ilerlemiş, ne kadar gelişmiş olursa olsun, eksikleri ve boşlukları o kadar çoktur ki, günün birinde bizimkine benzer bir idare tarzına ulaşabilmesi için yeni ve önemli değişiklikler yapmak zorunda kalacaklardır. (27.4.1923)

Biz keyfi hareket etmeyiz. Müstebit, asla değiliz. (5.1.1925)

- Dünyada HÜKÜMET için MEŞRU yalnız ve TEK bir ESAS vardır, o da MEŞVERET'ten ibarettir! (Nutuk)

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
***************************

MEŞVERET konusu da şimdiki politikacıların hiç bilmediği bir esastır...

ATATÜRK hep katı bir diktatör olarak gösterilmek istenir.

Oysa o "TEK YÖNETİCİ" olmasına rağmen, daima başkalarının fikirlerini dinlemiş, kendisini eleştirenlere bile müsamaha göstermiş, en önemlisi DEVLET ADAMI yetiştirmiş, şimdiki tabirle DEMOKRAT bir insandı.
MEŞVERET kelimesi, o TÜRK olmayan dilsiz kurum tarafından unutturulmuş; MÜZAKERE, MÜNAKAŞA kelimelerinin hepsinin yerine "tartışma" kelimesi konmuştur. (Meşveret: müşavere(consultation) etmek, akıl danışmak, fikir sormak)

Tartışma sadece MÜNAKAŞA'nın karşılığıdır, halkın anlayacağı dilde "ağız dalaşı"ndan bir gömlek daha üstündür.

Ağız dalaşının az ötesi de zaten kavgadır...

Kısacası, tartışma veya MÜNAKAŞA'da daima ZIT FİKİRLER'in üstünlük mücadelesi yatar.

Faydalı sonuç hiç alınmaz. Çünkü herkes kendi fikrini beğenir; ötekini dinlemek yerine, kendi fikrini kabul ettirme çabasına girer.

MÜZAKERE ise "zikretmek, söylemek" kökündendir.

Bir meselenin değişik yönlerinin dile gelmesi, enine boyuna görüşülmesi anlamında kullanılır.

Yani insanlar sübjektif fikirlerden daha çok objektif tespitler üzerinde yoğunlaşırlar.

"Danışma" ise İSTİŞARE'dir.

Daha ziyade otoritesi kabul edilen bir şahsın, belirli konularda kendi eksiğini tamamlamak için başkalarının da görüşlerini alması demektir.

Ama bu kişi otoritesini daima hissettirdiği gibi; şuuraltında da "karşısındakinden az bilme" kompleksi vardır.

Bu yüzden, "dinlememe eğilimi" daha fazladır.

Müsteşar bu kelimeden türemiştir.

Cahil bakanlar hödüklüklerinden çoğu zaman kendilerinden çok daha iyi eğitimli ve tecrübeli müsteşarlara kulak bile asmazlar.

Aşağılık duyguları ağır basar.

MEŞVERET ise hepsinden farklıdır.

"Sohbet tarzında fikir danışma" anlamına gelir.

Bu sohbette otorite baskısı kalkar, soranda aşağılık duygusu oluşmaz, cevap verende çekingenlik olmaz.

Zaten soru-cevap şeklinde bile olmaz, tam bir sohbet havası vardır.

İşte onun için ATATÜRK çok önemli konularda karar alırken, çok önemli değişiklikleri gündeme getirirken çevresindeki bilgili kişilere, hatta halktan insanlarla MEŞVERET'te bulunurdu.

Üstelik bunu protokol kaidelerinin ağır bastığı, samimi düşüncelerin ortaya çıkamadığı resmi görüşmeler halinde değil; sofrasında yapardı.

Bir-iki kadeh içkinin her türlü çekingenliği attığı bu sofralar, kendinden sonra gelenlerin yaptığı Bakanlar Kurulu toplantılarından çok daha yararlı olurdu.

"ATATÜRK'ün sofrasında söz söyleme, fikrini açıklama, hatta ATATÜRK'le tartışma imkanına kavuşmamış dönemin bir tek aydını yoktur," dersek; mübalağa olmaz.

ATATÜRK'ün bu güzel âdeti, kendisini örnek alan bakanlara, genel müdürlere, valilere, kaymakamlara da sirayet etmiş; o dönemde MEŞVERET, DEVLET İDARESİ'nde önemli bir unsur olmuş, yöneticilerin halk ve aydın ile irtibatı güçlenmişti.

Halbuki ondan sonraki politikacılar ağızlarından "demokrasi" kelimesini düşürmemelerine rağmen, hiç bir zaman başkalarının fikirlerine kulak vermemişler, dinleme tenezzülünde bile bulunmamışlardır...

Hepsi yerlerini kaybetme korkusu ile yeni devlet adamları yetiştirmek şöyle dursun, kendi gayreti ile ortaya çıkan dehaları da silmek, sindirmekten başka bir faaliyet göstermemişlerdir.

Onlar böyle davrandığı için de; valiler, genel müdürler, kaymakamlar, belediye başkanları, hatta karakol komutanı çavuşlar, gece bekçileri kendilerini bir halt zannedip halka tepeden bakmaya başlamıştır...

Bu tutum özel sektöre bile yansımış; kıtipiyoz firma sahipleri kendilerini "Rockfeller" gibi görüp, çevresindekilere tafra satmaya kalkışmışlardır...

Halbuki dinimizde "kasılarak yürümek" bile günahtır!..

Özkan BOSTANCI
http://ozkanbostanci.blogcu.com/

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
Doğrulama
Sitemizin Güvenliği için Lütfen Aşağıdaki İki Kelimeyi Aralarında Bir Boşluk Bırakarak Yazın (Reklam Mesajlarını ve/veya Sahte Kullanıcıları Engellemek içindir). Sitemize üye olan takipçiler Captcha uygulamasından muaftır.

Kullanıcı Girişi

Tüm politika kitabı fırsatları için tıklayın !

Facebook Sayfamız

Anket

Türkiye'nin Mevcut Dış Politika Anlayışını Beğeniyor musunuz?:

Hakan KORUK Makaleleri

Önemli Uyarı

   Politika Dergisi İnternet Sitesi en iyi aşağıdaki tarayıcılarda çalışır. Belirtilen link üzerine gelip lütfen tarayıcılardan birisini indiriniz ve bu tarayıcı ile sitemizi ziyaret ediniz:

Yeni Kayıtlı Okurlar

Yazını Yaz, Yazar Ol!

Dergimizde sizin de yazılarınız yayınlanacak.

Detaylar için Tıklayın.

Okur Temsilcisi

Okur Temsilcimize Ulaşmak için

Tıklayın.

En Son İçerikler

Politik Kütüphane için kaynak önerilerinizi bağlantı adresi ile birlikte Kutuphane@PolitikaDergisi.com adresine e-posta göndererek belirtebilirsiniz.

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes