İçeriklere Git

Büyük Ortadoğu Projesi ve Kapitalist Yayılmacılık

Ağustos 23, 2010 Gönderen: Mithat Bülent ÖZMEN

Yazıcı-dostu sürümSayfayı gönder..

 

 Giriş
   Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)* gündemde olmayan eski moda bir konu başlığı diye düşünülebilir. Ama aslında BOP, yapısı ve kurgusu itibariyle, hem ülkemizde hem de Ortadoğu’da sosyal ve siyasal olayların ötesinde gündelik yaşamın da bir parçası haline gelmiştir. Dolayısıyla bu yazının amacı bölgemizdeki toplumsal ve siyasal gelişmeler değerlendirilirken, “komplo teorisi” tuzağına düşmeden BOP’un olası etkilerini dikkate almanın gerekliliğini vurgulamaktır.
 
BOP Nedir, Neyi Amaçlar?
   ABD Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesine bakarsanız BOP, “özgürlük, demokrasi ve gönenci herkes için daha da güçlendirmek adına G8 ve Avrupa uluslarının bölgedeki hükümet, iş dünyası ve sivil toplumla olan emsalsiz işbirliğinin bir ifadesidir.”
   Yani niyet ulvidir. Ancak, görünürdeki niyet bu olsa da, ABD’nin BOP ile yapmaya çalıştığı şey, küreselleşme adı altında tüm dünyaya zerk edilmeye çalışılan kapitalist değerlerin sosyalizasyonu stratejisinin Ortadoğu’da hayata geçirilmesidir.  
 
ABD Neden BOP’a İhtiyaç Duymaktadır?
   Çünkü ABD’ye göre, Ortadoğu küreselleşen dünyanın bir parçası olamamıştır. Batı burjuva değerlerini kendi değerleri olarak içselleştirememiş her toplum olası istikrarsızlık kaynağıdır ve bu ABD ulusal çıkarları için bir tehdit unsurudur. Dolayısıyla, küreselleşmeye entegre olamamış Ortadoğu’nun küreselleşmeyle yapısal uyumunu sağlamak adına ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Buna “Tanrı’nın huzuruna kanla abdest alarak çıkmak” da dâhildir. Çünkü küreselleşen Ortadoğu küresel kapitalizme eklemlenmiş Ortadoğu demektir. Enerji ve enerji geçiş yollarına hâkimiyet demektir. Çünkü küreselleşen dünyada bir taraftan büyük sermaye kârına kâr katarken, beri taraftan da bu karşılıklı etkileşimin doğal bir sonucu olarak dünyanın bir diğer ucundaki yerel krizin etkisini katlanarak duymaktadır. Bu da büyük sermaye açısından tüm dünyayı kendi koyacağı kuralları yönetmeyi zorunlu hale getirmektedir. Pulitzer ödüllü uluslar arası ilişkiler yazarı Thomas L. Friedman küreselleşmeyi Soğuk Savaş gibi kendine özgü bir mantığı ve işleyen kuralları olan uluslararası bir sistem olarak değerlendirirken, “The Lexus and Olive Tree” adlı kitabında 1997 Asya Krizi’nden yola çıkarak, pazarın gizli elinin gizli bir yumruk olmadan asla çalışamayacağını vurgular. Friedman bu kitabında, küreselleşmeyle gelinecek noktayı bir ülkenin siyasal tercihlerinin Coca Cola veya Pepsi arasındaki ayrıma indirgenmesi olarak ifade etmektedir.
   Tabii burada vurgulanması gereken şey, küreselleşenin aslında dünya değil, dünya şirketleri olduğudur. Bunun doğal sonucu ise, ABD’nin ulusal menfaatlerinden kastın, devlet aygıtını elinde bulunduran büyük sermaye sınıfının menfaatleri olması gerektiğidir.
   Gerçekten de Irak işgalinin başlıca sebebi, ABD menfaatlerini artık yeterince maksimize edemeyen Ortadoğu’daki mevcut yönetimleri tasfiye etmektir. ABD bu ereği gerçekleştirirken kaba gücünün (askeri ve ekonomik erk) tek başına yeterli olacağını varsaymıştır. Keza, kaba gücün en önemli özelliği, bu gücü elinde bulunduran ülkeye, diğer bir ülkeye veya ülkelere olmasını istediği bir şeyi yaptırma ya da olmasını istemediği bir şeyi yaptırmama iktidarı vermesidir. Bu ya doğrudan müdahale ya da müdahale olasılığının karşı taraf üzerindeki caydırıcılık etkisiyle hayat bulur. Ancak, Irak’ta işgal sonrasında yaşananlar kitabi bilgiyle bu kez bire bir örtüşmemiştir. Çünkü kaba kuvvetin ve baskının sürekli uygulanması mümkün değildir. Dolayısıyla, kaba güç Irak’ta belki Saddam ve yönetimini devirmiştir ama ABD ne Irak’ta ne de Ortadoğu’da istediği “dikensiz arka bahçe” ortamını şimdilik yaratamamıştır. Hal böyle olunca da, uzun soluklu bir strateji olan BOP’a yine ve yeniden ihtiyaç duyulmuştur.
   BOP, hegemonik gücün kendi sosyal, siyasi ve hukuki değerlerini zorla nüfuz ettiği topluma ihraç etmesidir. Bir başka deyişle, ev ahalisinin evlerine cebren giren ve yatıya kalan ceberut ve davetsiz misafiri zaman içerisinde içselleştirmesidir. Bu ev ahalisinin rızasıyla olmaktadır. Dolayısıyla ortada açık bir kaba güç değil; aksine rızaya dayalı bir “kibar güç” vardır.
   Sonuçta kibar güç ile yapılan da, karşı tarafa yapmasını istediğiniz şeyi yaptırmak veya yapmamasını istediğiniz şeyi yaptırmamaktır. Ancak bu kez esas olan zor kullanmak değil; aksine özendirmek, işgalcinin hayat tarzını, refah düzeyini bir cazibe unsuruna dönüştürmektir. Bunun için de, nüfuz edilen toplumun organik bir parçası haline gelmek, toplumsal hayata dokunmak gerekir. Bu o derecede olmalıdır ki, bürokrasiden siyasete, iş hayatından medyaya, eğitim, adalet ve sağlıktan iç ve dış güvenliğe kadar; sivil toplum kuruluşlarından üniversitelere, kadınlardan gençlere varıncaya değin toplumsal hayatın her kurumuna ve gündelik yaşamın her zerresine zerk olunmalı, bir değerler hegemonyası yaratılmalıdır.
Sonuç
   Dolayısıyla ABD Ortadoğu’da bu ereğe ulaşmak için, toplumu yönlendiren ve şekillendiren siyasileri, bürokratları, aydınları ve kanaat önderlerini, yazılı, görsel ve işitsel medyayı, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarını, velhasıl-ı kelam toplumun seçkin unsurlarını öncelikli hedef olarak belirlemiştir. Bu unsurlar mesleki burslar, yurt dışı eğitim programları, proje finansman desteği, kalkınma programları, öğrenci değişim projeleri gibi her türlü açık ve sair kapalı yöntem kullanılarak kazanılmaya çalışılmaktadır. ABD kültürünün bu unsurlarca bir yaşam felsefesi ve değerler bütünü olarak benimsenmesi öncelikli hedeftir.
   Bu ilk ve çok önemli mevzi ele geçirildikten sonra nihai hedef bellidir: Tüm iletişim kanalları ve propaganda yöntemleri de kullanılmak suretiyle, yukarıda zikredilen seçkin unsurları devreye sokmak ve zaman içerisinde geniş toplum katmanlarının eğitim, kültür ve mümkünse inanç yapısını geleneksel köklerinden geri dönülemez şekilde kopartmak; tek tipleştirilen bir medeniyet çerçevesinde global kapitalizmin gücünü pekiştirmek.
   Dün ve özellikle bu gün Türkiye’de ve yakın coğrafyasında olup bitenlere bir de BOP gözlüğüyle bakmakta, bakıp da göremediklerimizi ayırt etme adına fayda vardır.**
 
 
 (*): [BMENA: Partnership for Progress and a Common Future with the Region of the Broader Middle East and North Africa, yani Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgeleri ile Ortak bir Gelecek ve İlerleme için Ortaklık Projesi.]
(**): Daha detaylı bilgi için Gerger H, “ABD Ortadoğu Türkiye”, Ceylan Yayınları, 2006
 
Mithat Bülent Özmen
 bulent.ozmen@politikadergisi.com
 

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
Doğrulama
Sitemizin Güvenliği için Lütfen Aşağıdaki İki Kelimeyi Aralarında Bir Boşluk Bırakarak Yazın (Reklam Mesajlarını ve/veya Sahte Kullanıcıları Engellemek içindir). Sitemize üye olan takipçiler Captcha uygulamasından muaftır.

Kullanıcı Girişi

Tüm politika kitabı fırsatları için tıklayın !

Facebook Sayfamız

Anket

Türkiye'nin Mevcut Dış Politika Anlayışını Beğeniyor musunuz?:

Mithat Bülent ÖZMEN Makaleleri

Önemli Uyarı

   Politika Dergisi İnternet Sitesi en iyi aşağıdaki tarayıcılarda çalışır. Belirtilen link üzerine gelip lütfen tarayıcılardan birisini indiriniz ve bu tarayıcı ile sitemizi ziyaret ediniz:

Yazını Yaz, Yazar Ol!

Dergimizde sizin de yazılarınız yayınlanacak.

Detaylar için Tıklayın.

Okur Temsilcisi

Okur Temsilcimize Ulaşmak için

Tıklayın.

En Son İçerikler

Politik Kütüphane için kaynak önerilerinizi bağlantı adresi ile birlikte Kutuphane@PolitikaDergisi.com adresine e-posta göndererek belirtebilirsiniz.

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes