Finansal Krizde, Finansal Formüllerin Önemi
Ağustos 12, 2009 Gönderen: Timur Veysel DOĞRUOK
Finansal krizin, iş potansiyellerini etkilemesi üzerine, işletmelerin faaliyetlerindeki azalmalar ile borç stoku ve ödemeler dengeleri gibi konular daha etkin biçimde gün yüzüne çıkmıştır. İşletmelerin ve finansal yöneticilerinin, özellikle kısa ve orta vade plânlarında bazı finansal olgulara önem vermeleri gerekmektedir. Nitekim içinde bulunduğumuz süreç de bu özeni zorunlu kılmaktadır.
İşletmelerin finansal durumlarını gösteren bazı finansal formüller vardır ki; bu sonuçlara göre, kısa vade veya orta vade kararların alınması önemlidir. Hepimizin bildiği üzere, küresel mali kriz sürecinde özellikle yurtiçi piyasalarda ödemeler, ciddi oranda aksadı. Sektörel olarak incelendiğinde ise bazı kilit sektörlerin durumlarının inanılmaz boyutlara geldiğini görüyoruz. Özellikle “Küresel Mali Krizde Tekstil” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi, tekstil sektörüne şimdiye kadar gelmiş herhangi bir destek mevcut olmayıp, önemli kadın istihdam potansiyelini de elinde bulunduran sektörde azımsanmayacak kadar irili ufaklı firma iflas etmiştir. Sonucunda, ciddi oranda işgücü kaybı yaşanmıştır. Tekstil sektörü örneğinde, yurtiçi ödeme ve vadelerden bahsetmek gerekirse; başkaca sektörlere göre şaşırtıcı vade oranları mevcuttur. Yapılan birim ticaretin gününe oranla, 10-12 ayı geçen vade ile ödemelerin normal sayıldığı bir iç pazar sistemi oluşturulmaktadır. Üretici açısından olaya yaklaşmak gerekirse; öncesinde siparişin alınma süreci de dâhil edildiğinde, 1 yıldan uzun vadeli ödemelerin oluştuğu bir ödemeler sistemi görülmektedir. Ancak bilinen o ki; her üretici, sermaye açısından çok güçlü değil ve ödemelerinde ve vadelerinde çok başarılı olamayabilir. “Küresel mali kriz”in küçük işletmeler / KOBİ’ler için en önemli etkilerinden biri; büyük firmalardan yapılan alımlara istinaden, büyük firmaların risk unsurlarından biri olan ödeme vadelerini geriye çekmesi arzusunun oluşmasıdır. Daha önce de belirttiğim gibi, bazı firmalar, alımlara istinaden teminat mektubu bile istemektedir. Bu durumda sadece iç pazara çalışan küçük bir tekstil işletmesi örneğinde; mal üretmek için yaptığı alımların bedellerini karşılamasının imkânsız olduğu görülmektedir. Buna ilave olarak, son 1 yılda ciddi zam oranları ile karşı karşıya kalan değişken ve sabit maliyet unsurları da olumsuz etkiyi genişletmektedir. Bu giderlere bazı örnekler ise: elektrik, doğalgaz, kira, işçilik…
Yine tekstil sektöründen giderek, hem iç pazara hem de ihraç pazarına çalışan bir işletme örneği oluşturalım. İç pazara yapılan satışların düşmesi ve ödeme vadelerinin ne denli karamsar olduğundan yukarıda bahsettik. İhraç pazarında ise durum yine de iç açıcı değildir. İhraç pazarında ödemeler ile ilgili ithalatçıların vadelerin uzatılmasına ait istekleri gündemdedir. Toplumda oluşturulmuş bir baskı olarak meydana gelen satın alma korkusu ise hâlâ kabuğunu kıramamıştır. Küresel mali krizin reel sektördeki en olumsuz etkisi, ödeme vadelerine yaptığı etkidir. Kredilere faizler, dövizdeki dalgalanmalar ve mal / hizmet satın almalarına istinaden yapılamayan ödemelerden kaynaklanan iş ilişkisi, fesih istekleri…
Yine tekstil sektöründen konuyu örneklendirmemin sebebi, konunun en net bu şekilde anlaşılacağını düşünmemdendir; çünkü örnekler gerçek bir piyasayı anlatan ve cidden oranların şaşırttığı bir durumdadır.
Böyle bir süreç içerisindeyken yukarıda da bahsettiğim gibi, işletmelerin kısa ve orta vade hedeflerini, çevresel değişkenlere bağlı olarak çok iyi plânlaması gerekmektedir. Öncelikle işletmelerin kendi mali yapılarını ve değişim oranlarını bilmesi, daha sonra da risklere bağlı olarak alternatiflerini belirlemesi işletmeler için hayati önem taşıyabilmektedir.
Biliyoruz ki; mecbur kalınmadıkça işletmelerin kredi istemleri ciddi oranda azalmıştır. Kredi, leasing veya herhangi başka bir finansal borçlanma, süregelen işlemlerden biri değilse ikinci plâna atılmıştır. Yaygın bir kanı şudur ki; bankalara borçlanmadıkça bir şekilde rahat bir finans sistemi sürdürülebilinir. Bu kanı, işletmelerin veya yöneticilerin istediklere şeye inanmalarından kaynaklanmaktadır. Tabii ki bunu düşünmeyenler tenzih edilmektedir. Lâkin birebir rastladığım bir örnektir.
İşletmelerin muhasebesel sistemde, nasıl bir yapıda olduğunu görmeleri için gerekli olan finansal formüllerden birincil olanı “Finansal Kaldıraç Oranı” olabilir. Bu oran, varlık kalemlerinin ne kadarının borçlarla karşılandığını gösteren bir orandır.
Borçlar Toplamı / Aktif Toplamı olarak formülize edilmektedir. Bu kalemi belirli vadelerde oranlayıp, zamansal farkların analiz edilmesi olumlu bir etki bırakabilir.
Birbiriyle ilintili olan ve üretim - imalat ve alım - satım işletmelerinin faaliyet konuları üzerinde etken olan “Alacak Devir Hızı” ve “Stok Devir Hızı” kavramları mevcuttur. Alacak devir hızı; satışların meydana getirdiği ticari alacak kalemlerinin ne sıklıkta tahsil edildiğini göstermektedir. Bu durumda yukarıdaki bahsettiğim ödemelerin gecikmesi ve vadelerin uzatılması istekleri de işletmelerin alacak devir hızlarını düşürecektir. Diğer bir açıdan, tedarikçilerin risk unsuru olarak gördüğü; vade uzamaları ise kendi alacak devir hızı düşüşlerine yol açacaktır. Alacak devir hızının düşmesinin sonucu, vadesinde tahsil edilemeyen alacaklardır. Böylece işletmelerin zamanında gerçekleştirmek istedikleri ödemeleri de olumsuz etkiye maruz kalacaktır. Stok devir hızı; kabaca üretilen ürünlerin ne kadar sıklıkta satışa döndüğü ve stokların ne oranda değiştiği ile ilgilidir. Stok devir hızının düşük olması, satış kalemlerinde bir düşüş olduğu; satış faaliyetlerinin düştüğü anlamına gelebilir. Bu da işletmenin birim ticaretlerinin düştüğü anlamına gelir. Stok devir hızı ve alacak devir hızının ilgisi; tedarikçilerden alınan mallara ilişkin vadelerin ve ödemelerin, ne şekilde tahsil edilecek bedellere ilişkin yapılacağı oranlarının yakın ilişki içinde olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ilgi, hem üretim / imalat işletmelerinde hem de ticari işletmelerde ana faaliyet konuları olduğu için önemlidir.
Stok Devir Hızı: Satışların maliyeti / (dönem başı stok - dönem sonu stok) / 2
Alacak Devir Hızı: Net Satışlar / Kısa Vadeli Ticari Alacaklar
İşletmelerin ödemelerini yakından ilgilendiren bir diğer oran ise; “Kısa vadeli yabancı kaynakların toplam borçlara oranı”dır. Formülü ise adından da anlaşılacağı gibi: KVYK/Toplam Yabancı Kaynaklar. Yukarıda bahsedilen dönemler, işletmelerin veya finansal yöneticilerin belirlediği tarih aralıklarında da uygulanıp, dönemsel değişim gözlenebilir. Böylece ara dönemler ile mali dönem arasındaki dengenin değişim oranları da işletmelerin içinde bulunduğu sektörün finansal yapısına dair fikir verebilir.
Şirketlerin gücünü gösteren sermaye yapıları, borçlarını karşılamada önemli bir yer tutmaktadır. Borçlanma oranlarına ilişkin, dışarıdan sağlanan yabancı kaynaklar ile sermaye oranı ise “borçlanma oranını” vermektedir. Borçlar Toplamı / Sermaye olarak formülize edilmektedir.
Giriş kısmında bahsedilen ödemelerin sıkıntıları, nakit döngüsünün eksikliği ile ilgili bir durumdur. Bu durumda sadece nakit olmayan, lâkin vadesinde nakde çevrilebilecek kısa vadeli kağıtlar da (çek, senet vs.) nakde dönmeden geri dönmektedir. Bu durum da dönemsel plânlanan nakit ihtiyacını arttırmaktadır. Vadesinde tahsil edilemeyen nakit sıkışıklığı da peşin ödeme güçlüğünü doğurmaktadır. İşletmeler için büyük önem taşıyan “Nakit Akış Oranı” ise aşağıdaki gibi formülize edilmektedir.
Nakit Akış Oranı: Net Dönem Karı + Amortismanlar - Nakit Çıkışı Gerektirmeyen Giderler Toplamı / Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar - Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar
Dönen Varlıklar; bildiğimiz gibi nakit veya kısa vadede nakde çevrilebilen değerleri ifade eder ve bilanço kalemlerinde 1 (100, 101, 110 vs…) no.lu grup içerisinde yer almaktadır. Dönen varlıkların yine 1 yıl içerisinde ödeme yükümlülüğü bulunan kısa vadeli yabancı kaynakları karşılaması oranına da “Cari Oran” denir. Diğer döneme sarkmadan vade büyüklüklerinde gerçekleşmiş durumu gösterir niteliktedir. Yine cari oranla ilintili bir formül var ki; “Likidite Oranı”; cari orandan farklı olarak stok değerlerinin dönen varlıklardan çıkarılması ile kısa vadeli yabancı kaynaklara oranı gösterir niteliktedir. Cari oranda stok değerleri de işletme varlıklarında göz önünde bulundurulmasına rağmen, likidite oranında direkt nakit ve nakde çevrilebilir değerler göz önündedir.
Cari Oran: Dönen Varlıklar / Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar
Likidite Oranı: Dönen Varlıklar – Stoklar / Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar
Likidite oranı, bazı kaynaklarda “Asit Test Oranı” olarak da geçebilir.
Yukarıda bahsedilen finansal işlemler nazarında, belirlenen dönemler için işletmelerin tüm muhasebesel kayıtlarının tam olarak yapılmasının kontrolü önemlidir. Verilen formüllere ilişkin işletme yönetiminin veya finansal yönetmenin uygulanacak politikayı daha net belirlemesi sonucu doğacaktır. Bu durumda işletmeler, içinde bulundukları sektör verileri ile beraber kendi pozisyonlarını daha kolay belirleyip, atacakları adım için daha sağlam kararlar alabileceklerdir.
Timur.Dogruok@PolitikDergisi.com












Yorumlar
Yeni yorum gönder