

Vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim.
(Pir Sultan)
Hızar olamazsın demedim, yazar olamazsın dedim.
(Sevda Sultan)
Hala çıkmış meydanda milliyetçilik edebiyatı yapmakta. Bölünmek parçalanmak naraları atmakta! İstismarın bini bir para!
Suçlulara infaz, suçlulara sehpa sunmakta! Kimmiş peki onlar AKP-DTP-PKK… “Milliyetçi Hareket” nerde peki? Ona laf yok! Onlar masum onlar ak-pak çünkü!
Şükür ki tapındığıma tarih var, gerçek diye bir şey var!
Neymiş o gerçek?
Bölündük bölüneceğiz diyorsun ya ağlaya ağlaya. Dillere destan cehaletine diyeceğim yok artık, okuman yazman olsun orta seviyede, gerisini Mevla kayıra!
Niye gitmiyor elin bir türlü “Milliyetçi Harekete”, bilemem. Aslında bilirim de bilmem. Benim elim gider, dilim de az biraz döner bu kelamlar üstüne, sen al çekirdeğini önüne ve dinle!
Bu memleket üç gün önce bölünmemiş yahut bölünme teşebbüsüne uğramamıştır. Artık bunu yaza yaza kalem kâğıt tükendi. Onda biri aklında kaldı ise o bana kâfi!
Ne dedik bir önceki yazıda?
Önce siyasi çatışmalar patladı memlekette. İnsanlar önceleri ideolojilerini yazı-çizi işleriyle sonra sivil toplum örgütlerinin destekleriyle tartıştı, konuştu. Okuyordu insanlar, üniversiteler şimdiki gibi yarı yarıya gailesiz retorik hastalarıyla dolu değildi. Legal dernekler, partiler var idi. Bütün dünyayı takip etmekteydi genç yurttaşlar –aklının alamayacağı baskı ve imkânsızlıklara rağmen-. Olmasın mıydı? Tartışıp, konuşup, görüşmesin miydi insanlar? Aynı ülkede yaşayan tüm halklar için en doğruyu bulmak için, aydınlık için fikir üretmesin miydi? Üretsindi değil mi? Ama bunun için vizyon gerekliydi, hırs değil inanç gerekliydi. Olmadı. İlk kavgada ilk kurşunu “Milliyetçi Hareket” sıktı. Belli ki birilerinde bu meziyet daha doğarken aldırılmıştı!
İkinci olarak din kullanıldı emperyaller tarafından. Bunun da tartışılmasına tahammül yoktu. Anlayış lazımdı, bilgiye açlık, hoşgörü, vicdan, mantık lazımdı. İlk kavgada ilk satırı “Milliyetçi Hareket” salladı. İlk evi onlar kundakladı! Belli ki lazım gelen bu meziyetler de daha doğarken aldırılmıştı.
Nihayet senin bağırıp durduğun etnik ayrımcılık peydahlandı. Buna göğüs gerebilmek için ihtiyaç, soğukkanlılık, anlayış, bilgi, sabırdı. Ne çare ki bunların yerini fırsatçılık aldı. Farklı olanı -ki belki de kendileridir farklı olan- dışlama, hor görme, kışkırtma eylemleri ilk akıllara gelendi.
Evet, fırsattı bütün olanlar “Milliyetçi Harekete”! Bölmek için fırsat! Tıpkı diğer iki basamakta olduğu gibi…
Şimdi ise en çok ağlayanlar onlar. Timsah gözyaşı denir buna en insaflı tabirle.
Şehitleeeeeeeeeer diye gözyaşı dökerler ya! Onların kastı 1984 ve sonrası içindir. Evvelini, mesela Kurtuluş Savaşı’nda ölenleri saymazlar. Çünkü onlar Mustafa Kemal’in askerleridir. Onlar” Ateist” gördükleri, Türk olarak zaten kabul etmedikleri, boynunda Osmanlı’nın taktığı idam fermanıyla Bağımsızlık Savaşı veren Mustafa Kemal’in askerleridir. “Bağımsızlık Savaşı’ndan” bahsetmez bu batı yalakaları! Batıyı çok da sevdiklerinden değil, Avrupalı amcaları “Yeni Osmanlıyı” vaat etmiştir de bunlara, ondandır akıl almaz taklaları. Hilafetle yönetilen bir federasyon! Hayal budur. Yıllarca bu yüzden her fırsatta kendi halkına ilk kurşunu onlar atmış, kontrgerillayı arkalarına alıp “Sosyalist’in”, Alevi’nin, malına, onuruna, ekmeğine, icabında namusuna, canına göz dikmişlerdir.
Yıllar boyu insanları galeyana getirmekten kanlı dişlerinin arasında vatan, şehit, bayrak laflarını ağızlarına sakız etmekten başka bir işe yaradıkları görülmemiştir.
Nerede bir fikir ayrılığı var kendilerine “milli birlikçi” diyenler oradadır. Nerede bir Alevi-Sünni meselesi var aynı “faşistler” oradadır. Takım elbiseli, saçları jöleli, elleri silahlı satırlı, bıçaklı, bayraklı, rozetli, kimisi forslu arabalarıyla ya kendileri yahut maşaları ile oradadır. Asmak kesmek için, tehcir, istismar, işkence için emperyalizm köleliğinin yılmaz neferleri olarak tam oradadırlar.
Daha utanmadan bugün ağıt yükseltmekteler yaralı ceylanlar gibi. Lakin merak etmeyesin ki senden benden sağlamdır bu etle beslenen sırtlanlar.
Şimdiye kadar utanmadılar ki şimdiden sonra utansınlar. Bahçelievler’de 7 çocuğu telle boğarken sızlamadı ki vicdanları.
17 yaşında darağacındaki Erdal kadar, 24 yaşında Deniz kadar, Mahir kadar sahiplenemediler ki davalarını. Yoktu ki onurları 50 yaşındaki koca koca heriflerin, 18-19 yaşındaki kız çocuklarını işkenceden geçirirken.
Malatya’da sokak ortasında insanları öldürüp, suçu 14 yaşındaki çocuklara yıkıp, onları işkenceden geçirip ölülerini tren raylarına atacak kadar adi yaratıklardır onlar.
Bebek katili mi aradınız?
Alın o zaman, seversiniz ağlamayı! Maraş’da çoğu kadın çocuk 510 insanın satırlarla doğranması için 3 gün yetti. Kim yaptı?
Sivas’da insanları diri diri yakanlar-yaktıranlar kim ise onlar yaptı. Masum insanları öldürmekten bahsediyorsunuz ya ona mahsuben kaşıyorum ak-pak mazinizi!
Size mi kaldı şimdi şehit edebiyatı yapmak? “Milliyetçi Harekete” mi kaldı? Vatan-millet türküleri söylemek, ağıtlar yükseltmek!
Bugün PKK’nın 30 yıldır yaptığını faşistler 50 yıldır göstere göstere yapmaktalar zaten. Üstelik yaptıkça ihya olmakta, mülk-makam sahiplikleriyle mükâfatlandırılmaktalar. Milletvekili olmaktalar başımıza bu katiller.
Tarihin sayfaları marifetlerinizle kan kırmızıdır kan! Ağlaya zırlaya salya sümük bulaştırmanıza ne hacet vardır, ayıbınızla oturmak dururken!
Yorumlar
Milliyetçi Hareket
Ekim 26, 2009 Gönderen: m_emekli, 2 yıl 14 hafta önce
Yorum No:1347
Sadece size " HELAL OLSUN " demekten başka bir söz bulamıyorum.Bugüne kadar Milliyetçi kesim belli yazarlar tarafından birçok eleştiri almıştır.Ama hiç bu kadar AĞIR yazanı veya cesaret edebileni olduğunu ne gördüm ne de duydum.Tahminimce birçok eleştiri alacaksınız.Hatta tehditlere varan söylemler bile okuyacaksınız bu satırlarda ama umarım fikrinizi değiştirmez bunların hiç biri.BOYNUNU BÜKENE VURULMAZ misali bende bir şeyler yazmak istemiyorum ve o yüzden de sadece size bir kez daha " HELAL OLSUN " diyorum.Bunların ki biraz da KEDİ PİSLİĞİNİ ÖRTER misalinden.....Saygılar.....
:)
Ekim 27, 2009 Gönderen: sevda-eğer, 2 yıl 14 hafta önce
Yorum No:1352
Yazılarımda sürekli gerçeği yazmaya çalışmışımdır ancak kabul etmem gerekende bir kural vardır ki gerçek daima korkutucu olmuştur.
İnsanlar yazılanı okumuş ancak iş ortak olmaya, örmeye çalıştığım 'hakikat' duvarına bir tuğla koymaya geldiğinde yalnız bırakılmışımdır.
Tanıyanlar, yakaladıkları tenhalarda 'aferin' demiştir. Tanımayanlar 'özel' maillerle desteklemiştir. Yazık ki vicdanlarını rahatlatmanın yolu olarak gördükleri bu, 'tam benim söylemek istediklerimi söylemişsin' takdirnamelerinin esasında pul kadar değeri yoktur.
Etrafım(ız) korkaklarla doludur. Orta yerde duran 'gerçek' yığınının üstüne atılan örtüyü kaldırmak yerine, bir kat örtüde kendileri sererken bu gibi gölgesinden kaçanlar; sonsuza kadar sömürülmeye, aşağılanmaya, hor görülmeye, vurulup, yakılmaya mahkumdurlar.
Belki ben de aynı akıbete uğrayacaklardanım. lakin var ise öte dünya denen yer, karşılaşır isek Uğur Mumcu'yla kızların ve erkeklerin ortak bulunabildikleri bir kısımda, parmağını sallayarak bana şunları söylediğinde; Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük... Ben onlardan değildim diyeceğim.
Beş dakika sonrasında ne olacağını düşünmeden, bağırdım öfkemi yıllarca babam yaşındakilerin yüzüne. Ve yazdım lakin faşistlerden çok, gölgesinden korkan marksistin döneğine, sosyal demokratın dangalağına, liberalin alaturkasına yazdım.
Sizde söyleyin söyleyeceğinizi, yazın, konuşun yüreklilikle, korkmayın... Yaptıklarından fazlasını yapamazlar, emin olun.
Not: Vicdanınızı hafifletmek yerine, yükümü hafifletmeyi tercih ettiğiniz için teşekkür ederim. Bu benden çok kendinize yaptığınız en büyük iyiliklerden biridir.
Yeni yorum gönder