Yıkılan Korku İmparatorluğunu, Yeniden İnşa Etmek..

Yazıcı-dostu sürümSend by emailPDF

Eskişehir'de 2 Haziran'da Gezi Parkı eylemleri sonrasında henüz kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişilerce darp edilen ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden üniversite öğrencisi 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz'ın ölümüyle ilgili adliyeye sevk edilen şüpheli serbest bırakıldı.

Ankara Kızılay’daki Gezi parkı eylemlerinde Ethem Sarısülük’ü başından vurarak öldüren polis memuru Ahmet Şahbaz tutuklanması istemiyle sevk edildiği Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. Mahkeme, polisin eylemini “meşru müdafaa” olarak değerlendirdi.

11 Haziran’da Polis, Çağlayan Adliyesi’nde basın açıklama yapan avukatları, darp ederek tutukladı.

Gezi Parkı protestoları çerçevesinde Talimhane'de göstericilere pala ile saldırdıktan sonra gözaltına alınan Sabri Ç.'nin serbest kalmasına savcılık 47 saat sonra itiraz etmiş, İstanbul 1.Ağır Ceza Mahkemesi şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarmıştı. Fakat Sabri Ç.'nin karardan bir gün önce Fas'ın başkenti Rabat'a kaçtığı ortaya çıktı.

6 Temmuzda Taksim'de çıkan olaylar sırasında Talimhane bölgesinde eylemcilere pala, döner bıçağı ve sopalarla saldırdıkları iddia edilen ve gözaltına alınan 4 esnaf, savcılıkta sorgulandıktan sonra sevk edildikleri mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

9 Temmuz'da yine Gezi Parkı gösterilerinde Taksim İstiklal Caddesinde göstericilere, gaz bombası atan polislerle birlikte saldıran eli Sopalı olan adam da serbest bırakıldı.

Muhakkak ki daha bir dizi, ülkemizde AKP yönetiminde adaletin ve yargının ne felaket bir duruma geldiğini gösterecek, örnekler bulunur.

 

***

Geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi, ülkemizde adli bir sorun olan “uzun tutukluluk” ile ilgili önemli bir karar verdi. Alınan kararda, terör ve örgütlü suçlarda 10 yıla kadar çıkabilen uzun tutukluluk süresi iptal edildi.

Karara göre en fazla tutukluluk süresi, CMK uyarınca ağır cezalık suçlardaki uzun yargılama süresi 2+1+1+1 yıl olmak üzere toplamda 5 yılı geçmeyecek. 5 yılı aşan tutukluluklar ihlal olarak kabul edilecek.

Anayasa Mahkemesi, aldığı bu kararla Türkiye’deki bu konudaki uygulamaların da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin(AİHM) karar ve içtihatlarıyla uyumlu hale getirmek istemiştir. Yüksek mahkemenin bu karar, ülkemizde terör ve diğer örgütlü ağır suçlarda çok uzun olan tutuklama sürelerini ve dolayısı ile uzun yıllara yayılan yargılama sürelerini de diyelim ki makul bir süreyle sınırlamış oluyor. Bu karar kesindir ve hukuki mevzuatta da hiç bir yasal boşluk yaratmamaktadır. Dolayısı ile “Hukukun Üstünlüğü” ilkesi gereği bütün alt mahkemelerin ve diğer resmi kurumların bu karara mutlak uyması şarttır.

Fakat şimdiye kadar devlet içinde devlet gibi hareket eden ve keyfi kararlar veren Özel Yetkili Mahkemelerden biri olan ve Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tutukluların başvuruları üzerine 5 yıl tutukluluğunu tamamlayanları serbest bırakmamıştır. Özel Yetkili bu mahkemenin; Anayasa Mahkemesinin kararını hiçe sayan bu keyfi tutumu, hem hukukun katledilmesinin devamı, hem de resmen bir insanlık suçudur.

Ergenekon davasının Özel Yetkili Mahkemenin buna olan gerekçesi ise, uzun tutuklulukla ilgili AYM ’nin aldığı bu son kararın, henüz resmi gazetede yayınlanmamış olmasıdır. Hâlbuki Anayasa Mahkemesi Başkanı Sn. Haşim Kılıç, üstüne basa basa kararın derhal uygulanması gerektiğini söylemiştir.

Anayasa Mahkemesinin uzun tutukluluk ile ilgili bu kararı; hukuki ve yasal hiçbir boşluk bırakmadığına, yukarıda değinmiştik. Zaten karar da bu amaçla alınmıştır. Fakat kararın uygulama koşullarında durum çok farklıdır. Yüksek Mahkeme, bu karar bağlamında meclise veya hükümete bu konunun yeniden düzenlenmesi için bir yıllık ek bir süre tanımaktadır! Kararın resmi gazetede yayınlanmasından sonra başlayacak olan bu bir yıllık sürenin meclise ve hükümete tanınmış olması, kararın ruhuyla ve amacıyla açıkça çelişmektedir. Çünkü karar; ülkemizdeki uygulanan hukuku, AİHM kararlarına ve içtihatlarına ayarlamak için azami tutukluluk süresini 5 yılla sınırlarken, yeni düzenlenecek hiçbir hukuki sorun veya boşluk olmadığı halde, siyasete tanınan bu bir yıllık uzatmayla 5 yılını doldurmuş olan tutukluların süresi, 5 yılı otomatikman aşacağı için karar kendi kendini resmen ihlal etmektedir. Acaba bu çelişki, yüksek mahkemenin değerli üyelerinin gözünden mi kaçmıştır? Hiç sanmıyorum. Bu mahkemenin siyasete yapmaya çalıştığı bir “kıyak” tan başka bir şey değildir.

Bilindiği gibi Özel Yetkili Mahkemeler, yine bizzat AKP’nin bir girişimi ile teorik olarak iptal edilmişler fakat fiilen başlattıkları davalara bakmaya, yani bir baskı aracı olarak mevcut iktidara hizmet etmeye devam etmektedirler.

Dün,15 Temmuz itibarıyla Yargıtay’da ordumuzun değerli ve yurtsever subaylarına karşı düzenlenen komplo Balyoz davasında verilen ağır hapis cezalarının temyiz davası başladı. Mahkeme’den edilen ilk izlenim, Yargıtay’ın da aynı oyunun içinde olduğudur.

Öte yandan Ergenekon davasında da 15 Ağustos’ta kararların verilmesi beklenmektedir. Verilecek kararın, Balyoz davasından farklı olmayacağı, daha şimdiden bellidir.

***

Bütün bunlar, ülkemizde gerek normal mahkemelerin gerekse yüksek yargının artık AKP iktidarının ve Başbakan Erdoğan’ın bir silahı haline geldiğinin çok açık kanıtlarıdır.

Baskıcı ve despot AKP iktidarına karşı, 31 Mayıs’tan itibaren yükselen “Gezi Parkı” direnişinin kazandığı ilk mevzi, AKP’nin telefon dinlemeleriyle, düzmece mahkemelerle, polis şiddetiyle son 5-6 senede kurduğu “Korku” imparatorluğunun yerle bir edilmesidir.

Faşist zihniyetli AKP’nin; yükselen şanlı direnişi kırmak, yok etmek için başvurduğu tek yöntem yine polis ve yargı şiddeti olmuştur. Bütün gösterilerde AKP’nin emrindeki polisin olağanüstü zalim davranışları, sadece demokratik bir hakkını kullanmak isteyen göstericilere karşı başlatılan cadı avı yetmiyormuş gibi AKP; polis ve yargının himayesinde olan bazı gizli ve illegal eli palalı ve sopalı kişileri ve ekipleri de göstericileri terörize etmek için kullanmaktadır.   

Yalancılıkta, ikiyüzlülükte, aldatmacada, iftirada, fitne ve fesatta çok başarılı olduğunu kanıtlayan AKP yönetimi, şiddet ve faşist yöntemlerde de çok usta olduğunu göstermek istemektedir.

11 yıllık iktidar döneminde devletin bütün kurumlarını kendi partisinin kadrosuyla donatan AKP, aslında büyük bir bunalımın içindedir. Çünkü AKP’nin dış siyaseti tamamen iflas etmiş; borç ve “sıcak para” dan kaynaklanan ekonomik yönetimi, ABD’nin parasal genişletmeyi giderek daraltmasıyla da çıkmaza girmektedir. İç politikada ise terörist PKK ile yaptığı ihanet anlaşması, AKP yönetimi için tam anlamıyla bir handikaptır.

İşte bu bunalımlı koşullarda “Gezi Parkı” ile başlayan, yükselen ve bütün yurda yayılan gençlik ve halk hareketi, AKP’nin bunalım çorbasına tuz ve biber olmuştur. Herkesi korkuttuğundan, yıldırdığından çok emin olan Başbakan Erdoğan; yiğit, cesur, zeki, mizah ve akıl dolu gençlik ve halk hareketiyle bu korku imparatorluğunun, iskambil kâğıtlarından yapılmış saraylar gibi bir anda yıkıldığına tanıklık etmektedir.

AKP, artık gençliği ve halkı “ileri demokrasi” palavralarıyla kandıramaz hale gelmiştir. Elinde kalan tek kozu, artık neredeyse kendi partisinin bir uzantısı haline getirdiği devletin valisini, polisini ve yargısını kullanarak daha fazla ve daha zalim şiddet ve baskı uygulamaktır. Korku imparatorluğunu, yeniden inşa etmektir.

Ancak korkunun ecele faydası yoktur. AKP iktidarı, akıbetine çok yaklaşmıştır. Bunalımda çırpınmaktadır!

Beni üzen; bunalımda olan, sonuna yaklaşan AKP yönetiminin, gittikçe sağduyudan uzaklaşan bir zalimlikle özellikle gençlerimizin canını fazla yakmasıdır.

Olabildiğince az canın yanmasının tek bir ilacı var: AKP’ye, onun hukuksuz ve zalim yönetimine karşı BİRLEŞMEK ’tir!

Birleşe Birleşe Kazanacağız!”

 

Mehmet ÇAĞIRICI

mehmet.cagirici@politikadergisi.com

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
Doğrulama
Dikkat: Sitemize üye olan takipçiler "Doğrulama" uygulamasından muaftır.