Birey Olmak

İnsanlar hayatları boyunca birilerine hayatlarını etkileyecek kararları verme fırsatı bulur. Buna ailesinde başlar, arkadaşları, öğretmeni, sevgilisi, patronu, siyasetçisi derken, insanlar kendi kararlarını veremez duruma gelirler. Artık o kadar etkilenirler ki çevrelerindeki insanlardan, ERİCH FROMM’un Hürriyet’ten Kaçış isimli eserinde dediği gibi “insanlar aslında yaptıklarını kendi kararları zannederler, ancak o kararlar çevreden söylenen sözlerle verilir.” Evet, işin özünde de bu durum böyledir. İnsanların büyük çoğunluğu kendi kararlarını kendileri veremez. Çünkü bu durumun farkına varamamışlardır. Ancak bazı insanlar bunun farkına varırlar ve o andan itibaren kendi kararlarını vermeye başlarlar. İşte o zaman gerçekten birey olurlar.
Şimdi oturup düşünmekte fayda var:
Acaba biz gerçekten kendi kararlarımızı kendimiz mi veriyoruz, yoksa bize dışarıdan telkin edilenlere göre mi yön veriyoruz hayatımıza? Bunu anlamak için somut durumdan hareket etmenin en doğrusu olacağını düşünüyorum. Son günlerde en çok konuşulan konu nedir? Referandum. Peki, referandum kararını halk kendi mi veriyor yoksa yukarıda bahsettiğimiz gibi birileri halka telkinde mi bulunuyor? Partiler saflarını belli ederken, halkta acaba belirliyor mu nerede duracağını, ne yapacağını? Yoksa geçtiğimiz günlerde olduğu gibi liderleri ne derse dinlemeden “evet” mi diyorlar?
Acaba halk “evet” çığlıklarının yükseldiği meydanlardaki gibi bir halk mı? Yine kendileri için hayati önem taşıyan bir konu hakkında hiç bilgi sahibi olmadan sadece lider olarak gördükleri kişinin peşi sıra mı gidecekler? Cevabı aslında belli ancak bu konuyu anlamak için biraz yakın tarih bilgilerimiz tazeleyelim ve görelim halk her şeyi bilinçli bir şekilde mi yapıyor yoksa gözünü karartarak önündekinin omzundan tutup yola bakmadan mı yürüyor?
Yıl 1993 Temmuz’un ikinci günü. Sivas’ta bir grup “kahraman(!)” Pir Sultan’ın anmasına katılacakların kaldığı otele saldırmaya gidiyor. Her köşe başından bir “kahraman(!)” daha ekleniyor ve binlerce kişi oluyorlar. Ancak nereye, neden, kim için gittiklerini aralarında sadece 3-5 kişi biliyor. Ki onlar da yanlış biliyor. Ve gidiyorlar, kendilerine verilen görevi yerine getiriyorlar. Sonuç mu? Hemen söyleyelim 35 kişinin ölümüne neden oluyorlar ve bu bilinçsiz “kahramanlar(!)” ne yaptıklarını, neden yaptıklarını bilmiyorlar. Çünkü alışkınlar birilerinin peşi sıra gitmeye, kendi yollarını çizmek varken başkalarının patikalarından gitmeye…
Evet, insanın en korkulası türü(!) bu türdür. Çünkü ne yapacağı belli olmaz. Bugün yüzüne gülerken yarın sırtından vurabilir ve sen asla anlamazsın ne olduğunu… Bu nedenle sağlam durmak lazım her zaman.
Bana göre insanlar kendi kararlarını kendileri verebildikleri kadar sağlamlardır. Asıl konumuz olan referanduma gelirsek. Oyunuz ister evet ister hayır olsun, ama kendi kararınızı olsun. Başkalarının aklına göre kullanmayın yeter. Zaten aklını ve mantığını kullanan insanlar ne diyeceğini bilirler ve ona göre yaşarlar. Her kim ki kendi kararını kendi verirse işte o zaman aydınlık günlere bir adım daha yaklaşılır. Ve sandıktan çıkacak olan her mantıklı ve akıl ürünü oy toplamı kadar insan “düşünmüştür” oyunu atarken. Ve gerçekten ülkede o sayıda birey vardır. Çünkü yukarıda da söyledim, Kendi kararınızı vermeye başladığınız gün birey olursunuz ve o zaman birey yerine konulursunuz.
iletisim@politikadergisi.com
Yorumlar
Yeni yorum gönder