Eylül 2013

Din-Devlet-Toplum İlişkisi

Türkiye’nin temel sorunları üzerindeki sıcak dış politika örtüsünü kaldırdığımızda karşımıza çıkan meselelerden bir tanesi de laiklik-sekülerizm çizgisinde yürüyen “din ve vicdan özgürlüğü” tartışması. Anayasa yapım sürecinde üzerinde ciddiyetle durulması gereken konulardan bir tanesi olsa da bir türlü aşamadığımız -teoride değil ama pratikte- bu sorunun gündemde hak ettiği yeri aldığını söyleyemeyiz.

Cumhuriyetle birlikte tanıştığımız –modern anlamıyla- anayasal kurumlardan bir tanesi de Diyanet İşleri Başkanlığı. Anayasal olarak  "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir." şeklindeki madde ile görevi tanımlanmış olan bu kurumun yazılı misyonunu tam anlamıyla gerçekleştirebildiğini söylemek olanaksız. Alevilerin sorunlarına, 4+4+4’le gelen seçmeli derslere, iktidarı elinde bulunduran kadroların söylem ve eylemlerine bakmamız bu konuda yeteri kadar fikir verecektir. Peki dünden bugüne inançlarını istedikleri gibi yaşama olanağı bulamamış kesimler ne istiyor, nasıl bir yapı talep ediyor?

Avrupa Kömür Çelik Topluluğundan Avrupa Birliği'ne

Yazar: 
Burhan ŞENÇİMEN

Avrupa Birliği bundan tam 62 yıl önce, ikinci dünya savaşının yaralarını sarmak için    Avrupa’ da bulunan kömür ve Çelik’i ortak bir payda altında kullanmak ve savaş sırasında  otoriterliğe karşı direnen insanların Avrupa’daki nefret ve düşmanlığına son vermek  ve bir ‘’Avrupa birleşik devleti‘’ hayali ile kurulan bir  kuruluştur.

Türkiye'nin de   aday  ülke konumunda olduğu  Avrupa birliği bugüne  hangi aşamalardan geçerek supranasyonel  bir kuruluş halini aldı?

9 mayıs 1951’de Schuman  Bildirgesi’yle  Avrupa Kömür Çelik Topluluğu, 18 Nisan 1951’de Paris antlaşması ile gerçek oldu. Belçika, Federal Alman Cumhuriyeti, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve  Hollanda ortak bir Pazar oluşturmak için bir araya  geldi. Bu altı  ülkenin amacı,  ikinci  Dünya Savaşı  sonrasında, savaşın galip ve yenik uluslararası arenada barışı güvence altına almak ve bu ülkeleri ortak kurumlar arasında işbirliği yapan, her konuda eşit taraflar olarak  bir araya getirmekti.

Hizbullah ve Düzensiz Savaş

Yazar: 
Ozan AKARSU

Arap Baharı denilen olgunun Arap ülkelerinde yaşayan iyi niyetli, modern ve eğitimli insanların eylem gücünden yararlanıp, başına batı kuklası yönetimleri geçirme operasyonlarından ibaret olduğunu anladığımızda, topun ağzındaki ülke oluvermişti Suriye. ‘Şimdi ne olacak?’ dememize fırsat kalmadan kısa süre içinde saflar belirlendi, silahlar çekildi, mermiler namluya sürüldü ve çatışmalar başladı.

 

İlk günlerde kimin nerede olduğu, hangi grubun nerede olduğu belli değildi. Ülkenin her bir tarafından çatışma haberleri geliyordu. Fakat bir iki ay içinde gördük ki muhalifler Akdeniz’den Irak sınırına kadar olan bir hat boyunca kuzeyde, Suriye ordusu da onların güneyinde idi.

Demokrasi… % 10 !!!

Yazar: 
Tamer Yazar
Yazının Yazıldığı Tarih: 
01-09-2013

Kanuni bir uygulama gibi gözükse de, vaat edilen özgürlüklerin eline açık açık kelepçe bağladığını kim inkâr edebilir?

Hele ki, temsilde adaleti hiçe sayan haliyle demokrasiyi otokratik bir kimliğe büründürdüğü bu kadar netken…

Evet…

1969 senesinden bu yana yaşanan anti-demokratik tablodan bahsediyoruz.

Ve bugünün Türkiye’sinde Yeni (!) Anayasa ile bu konudan hiç bahsedilmemesinden…

Hatta tartışma başlıklarımız arasında kendisine çok da yer bulamamasından…

Sahi, toplumun tüm kesimlerinin Ulusal Meclis çatısı altında olmasının ne sakıncası olabilir?

Talep ve beklentilerin ama kendi vekilleri ile Ankara’da temsil edilmek istenmesine eklenecek ne tür bir korku bizleri bu konuda adım atmaktan alıkoyabilir?

Öldürmeyeceksin!

Bütün dinlerin ortak emridir bu. İnsanların bir kısmının hayvan ötesi duygularını frenlemek için verilmiş bir emirdir. Hayvan ötesi diyoruz. Çünkü hayvanın en yırtıcısı, en acımasızı bile sadece karnını doyurmak için öldürür.

Allah insana neden akıl vermiştir? Hiç düşündünüz mü? Muhakkak pek çok nedeni olabilir ama en önemli nedenlerinden birinin hemcinslerini öldürmeden yaşamak için olduğu kesindir. Maalesef hayvan hakları diye çırpınan sözde gelişmiş batı hükümetleri gelişmemiş toplumların gelişmesine yardım edecekleri yerde onları acımasızca öldürmektedirler.

Müslümanların trajedisi ise çok daha büyük. Öldürmek için manevi gücü “öldürmeyeceksin” diyen dinden alıyorlar. Tekbir getirerek insanları doğrayan canilerden ne beklenebilir ki?

Allah ile Aldatmak

Yazar: 
Aykut Alp
Yazının Yazıldığı Tarih: 
31,08,2013

Başlık tanıdık gelebilir Pr.Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün bir kitabından esinlenerek bu başlığı kullandım. Ama gerçekten de Yaşar Nuri hocamız çok iyi sentezleyerek bulmuş bu başlığı. Yıllardır Allah ile aldatılmıyormuyuz.

Anadolu köy ve kasabalarında yaşayanlar çok iyi bilir ki oradaki hocalar,imamlar,şeyhler yıllarca insanları Allah ile korkutmadı mı ? Kendine din adamı diyenler resmen yeni bir din yaratıp kendilerini o dinin tanrısı yapıp insanlara Müslümanlık gibi anlatıp siyonist hareketin öncülerinin piyonluğunu yaparak ülkemizi bu hale getirdiler. Çok basit bir örnek Türkiye dışında dünyanın hangi ülkesinde kominizim dinsizlik olarak adlandırılır. Peki bunu kendileri mi üretti yoksa ABD'nin söylemlerini halka Allah kuran diye kandırıp aşıladılar mı köylülerimize?

Sykes-Picot Can Çekişiyor (1)

"Sykes-Picot" okuyucularımın bildiği gibi, 1916 yılında İngiliz Sir Mark Sykes ve Fransız Georges Picot adlı diplomatlar arasında sürdürülen görüşmelerden sonra I. Dünya Savaşı bitiminde Orta Doğu'nun nasıl paylaşılacağı konusunda İngiltere ve Fransa arasında imzalanan gizli anlaşmanın kısa adı.

Bu anlaşmanın kökenini İngilizlerin 29 Nisan 1916'da Osmanlı Devletinin 6. Ordusuna Kut'ül Ammare Kuşatması sonrasında yenilmesi oluşturmakta. Tek başına Orta Doğu'da Osmanlı ordusu karşısında tutunamayacağını anlayan İngiltere, Fransa ile askeri güçlerini birleştirmek ve Osmanlı ordusuna birlikte saldırabilmek için, peşinen eğer savaşın sonunda galip gelebilirlerse Ortadoğu'yu nasıl paylaşacaklarını içeren bir anlaşma yapmışlardır.

Rabia İçin Özgürlük-Taksim İçin Tutuklama

Yazar: 
Tamer Yazar
Yazının Yazıldığı Tarih: 
09-09-2013

Ankara’da iktidar koltuğunda oturanların, hemen her yerde, başparmak hariç bir araya getirip de havaya kaldırdıkları o dört parmakla Mısır iç siyasetine müdahil olmalarını nasıl açıklamak gerek sahi?

Hele ki, Kahire’nin, Ankara’nın Mısır iç siyasetine müdahalesine yönelik “sabrımız tükeniyor” noktasında yükselttiği açıklamaları izlerken…!!!

Ama buna rağmen, Hükümet’i temsil eden Bakanların gittikleri birçok yerde, Rabia denen bu işareti ama “Ankara’nın resmi işareti” gibi kullanmalarındaki ısrarına da şahitlik ederken…!!!

Ama daha da garip olanı, Taksim Gezi olayları sırasında, eylemlere katılan yabancı kökenlileri sınır dışı eden ve bu konuda yurt dışından gelen eleştirilere de sert şekilde karşılık veren Ankara’nın tavrını hatırlarken… !!!

Efendilerle, Köle Başları Arasındaki Fark…

İletişimin sınır tanımadığı günümüzde hiçbir şey gizli kalmıyor. Öyle el altından insanları kandırmak pek de mümkün değil.

Ekonomik gücü ile ülkesine büyük katkılar sağlayan çok zengin bir o kadar da kendine güvenen insanların bir karar alırken gösterdikleri davranış biçimi, kendini köle olarak kabul etmiş ve o felsefe ile düşünen kesimde şaşkınlık yaratıyor.

Bakıyorsunuz çok önemli bir holdingin sahibi konumunu ve gücünü çok de etkilemeyecek bir karar aşamasında bile yönetim kuruluna veya ailesine danışıyor. Alacağı kararın kendine inanan toplumda hayal kırıklığı yaşatmasını istemiyor.

Son örnek ABD başkanı Obama.

Türkiye-Suriye Savaşı Kaçınılmazdır

Yazar: 
Efe Sönmez
Yazının Yazıldığı Tarih: 
31 Ağustos 2013

Suriye’de Esad rejimine başlayan ve başta emperyal güçler olmak üzere de birçok ülke ve şirketten destek gören muhalif ayaklanma, git gide iç savaşa dönüştü ve ülkeyi uzun yıllar peşini bırakmayacak bir felaketin başlangıcı oldu.

Bu iç savaşta ve her savaşta olduğu gibi yine dezenformasyonlar havada uçuştu. Ve her gün savaşın en acı yüzü bebek cesetlerinin fotoğrafları, insanların acı içinde bir yerlere kaçıştığının, çeşitli güçlerce katliamlar gerçekleştirildiğinin haberleri gelmekteydi.

Bu iç savaşın doğal olarak bir sonucu da mülteci akımıdır. Bugüne kadar ölümün kol gezdiği Suriye’den milyonlarca insan haklı olarak çevre ülkelere kaçtı. Suriye’nin kuzey komşusu Türkiye’ye de yüz binlerce Suriyeli akın etti.