Ampul Yanmadı!

Yazıcı-dostu sürümSend by emailPDF


Her geçen gün ülkem ve ülkemin geleceği adına duyduğum kaygılarım daha eskilerine bir çözüm ve rahatlama formülü bulamamışken üstüne bir yenisini daha ekliyor.

Bense bu kadarı çok fazla gerçekler gösterilmeli, bilgiler paylaşılmalı, dayanışmaya geçilmeli,toplumun üzerinden ölü toprağını atmasına yardım etmeli demekten ve bu yazıları yazmaya devam etmekten başka çare bulamıyorum.

Kaygılanıyorum çünkü bulduğum çareler yetersiz. Kaygılanıyorum çünkü çarelerim bana tek kişilik isyan gösterisinin ötesine geçemeyeceğimi düşündürtüyor.

Ama şunu biliyorum ki yine de çaresizliğime göğüs gererek zaman zaman da olsa düşüncelerimle bezenmiş bazı bilgileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Ülkemizde yıllardır Türk-Kürt ile Alevi-Sünni ile karşı karşıya getirildi. Bizi ayırmaya, parçalamaya çalıştılar ama başaramadılar. Şimdi ise yeni parçalama teorisi olarak “türbanı” buldular.Karşı karşıya getirilenler ise türbanlılar ve türbansızlar.Bunu ortaya çıkaranlar ise anayasamızda adı geçen değiştirilmesi ve değiştirilmesinin teklifi bile kesinlikle yasak olan ilkelerden laiklik ilkesini çiğneyip üniversitelere türbanı sokmaya çalışanlardır.

Bizi laiklik ilkesini yozlaştırmakla suçlayanlar daha eteklerini öptükleri, dizlerinin dibinde oturdukları şeyhlerle olan fotoğraflarının renkleri bile solmamışken kendilerini laikliğin teminatı olarak göstermekten alıkoyamadılar.

Hak ve hürriyet diyerek İslam dininin gereği denilen türbanla kız öğrencilerin üniversitelere girmesini sağlamaya çalışırken Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir dininin olmadığını ve her dine eşit uzaklıkta olması gerektiğini hasır altı etmeye çalıştılar. Konu hak ve hürriyet ise neden sadece üniversitelerde İslam dinine özgü hürriyetten bahsettiklerini hala açıklayamadılar. İslam dinine bu kadar yakın durmayı hükümet olarak prensip edinmişken Musevilere,Hristiyanlara bu kadar uzak olmak ve onların üniversitelerdeki haklarından bahsetmek prensip dışı mı kamıştır?

Hak ve Hürriyet demişken geçen yazımda üniversitelerdeki sorunlardan yani türbandan önce halledilmesi gereken hak ve hürriyetlerden bahsetmiştim. Şimdi aklı karışmış, devleti yönetmekte acizlik gösteren bu hükümete bir sorum olacak.

Pek muhterem hepsi birbirinden değerli hükümet “elemanları” hak ve hürriyet derken hangi amaca ve kime hizmet ettiğinizi vicdanlarınıza sığdırmışken sizce 301. maddeyi yani “düşünce özgürlüğünü yasaklayan” kanunu ortadan kaldırmak size daha büyük sükse yaptırmaz mıydı? Ya da şöyle sorayım; türban yasağı nedeniyle üniversitelere giremediklerini söyleyen %1’lik kesimin hak ve hürriyetlerini kovalamak yerine hapishanelerde süründürülen, şu an düşündüğüm ve de eleştirdiğim için benim yani ülke sınırları içinde yaşayan tüm insanların düşüncelerine özgürlüğü getirmeyi tercih etmez misiniz?

Sizin benim sorumu duyup hele hele cevaplamanızı beklemek tam bir çılgınlık olacağından malum ülkenin cevap bekleyecek kadar zamanı bile yoktur; sorularıma kendim cevap vereceğim.

Amaç hak ve hürriyet olsaydı 301. maddeden yola çıkardınız. Dilinizden düşürmediğiniz Allah herkese düşünmesi ve doğruyu bulması için beyin yani akıl vermiştir.Hak ve hürriyetler söz konusu olduğunda 301’den yola çıkmamak bunun aksini ispat etmeye kalkışmaktır.Amacınız dini siyasete alet edip cahil kesimin oylarını toplamaktır.Amacınız içinizde taşıdığınız fesatlığın ve yobazlığın dışavurumudur.

23 Temmuz 2007 sabahı sadece kendilerine oy verenleri değil tüm ülkeyi kucaklayacağını söyleyen şahıs üniversitelerde türbana karşı çıkan ve üniversitelerarası kurulu oluşturan rektörlere “ Size ne? Siz haddinizi bilip oturun oturduğunuz yerde” deme gafletine düşerken yine türbana karşı çıkan neredeyse %90 çoğunluk sonucu yayımlanmasına karar verilen Barolar Birliği bildirisi sonunda onlar bütün avukatları temsil etmiyorlar demenin kısaca züğürt tesellisini yaşamışlardır.

İktidar partisinin milletvekillerinden- ismini yanlış hatırlıyorsam özür dilerim-Mehmet Aydın-ki bu bilgiyi az önce aldım- yıllar önce sürekli Kuran’da türban olmadığını , türbanın yoruma açık bir konu olduğunu yazar dururmuş.Şu düşünce özgürlüğü olmasa ben bu adama neler söylerdim demek içinizden geldi mi?Doğrusu fena olmazdı hani... Bakın hak ve hürriyetler denince 301’den başlamanın bir sebebi daha ortaya çıkmış oldu.

Mehmet Aydın bu oylama yapılırken partisini bir yanlışlıktan döndürmek yerine görünen o ki vicdanı önünde vermediği hesabı Türkiye’yi iç savaşa sürüklemenin eşiğinde partisiyle birlikte tarih önünde verecektir. Bundan hiç kuşkunuz olmasın arkadaşlar.

Zaman zaman yazımın başında da belirttiğim gibi ümitsizliğe kapılsam da şunu biliyorum ki zaman oturup ağlama zamanı değil harekete geçme zamanıdır. düşüncelerimizi gerekirse evlerden okullara, okullardan meydanlara taşımanın heyecanını birlikte yaşayacağız. Unutmayalım ki bu vatan, bu millet gerekirse kendine yol gösterecek önderleri bu zor durumlarda bağrından çıkartmaktan bir an bile olsa çekinmeyecektir diyerek sizi ulu önderimizden bir alıntıyla selamlamak istiyorum.

Ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK Kurtuluş savaşı verecek olan, her yanı bir fiil işgale uğramış artık yok denecek bir ülkede milli birlik ve beraberliği “bir inanç ve bir vatan” etrafında tekrar küllerinden var etmeye ve toplamaya çalışırken sanki bugünlere de ışık tutan şu düşüncelerine “NUTUK” adlı eserinin 286. sayfasında yer vermiştir: “Millet, tarihin, ancak devletlerin yıkılış ve çöküş gibi bunalımlı zamanlarında kaydettiği çok önemli ve tehlikeli anları yaşıyordu.Böyle anlarda,talih ve kaderini doğrudan doğruya kendi ellerine almakta gaflet gösteren milletlerin gelecekleri karanlık ve felaketlerle doludur”

“Türk milleti bu gerçeği anlamaya başlamıştı.Bu kavrayış sonucuydu ki,kurtuluş ümidi vaat eden her samimi işarete koşmaktaydı.Ancak,bir toplumun,uzun yüzyılların uyuşturucu yönetim ve terbiyesinin etkisinden kurtulmak bir günde,bir yılda kurtulup serbest kalabileceğini düşünmek ve kabul etmek doğru değildir”

“Bu sebeple,durumu ve gerçeği bilenler,ellerinden geldiği kadar,bağlı bulundukları millete ışık tutup yol göstererek,ona kurtuluş hedefine yürümekte önderlik etmeyi en büyük insanlık görevi bilmelidir” diyerek her zaman söylenildiği gibi düşüncelerindeki  “ileri görüşlülüğü” bir kez daha kanıtlamış olduğunu söylemenin ve göstermenin inanılmaz hazzını yaşıyorum.

 

Burak SIRATAŞ

 

iletisim@politikadergisi.com

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
Doğrulama
Dikkat: Sitemize üye olan takipçiler "Doğrulama" uygulamasından muaftır.